Venedik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Venedik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2016 Pazartesi

Milano-Venedik 4. Gün: 28 Ekim 2014 (Venedik - Verona- Milano)

Rialto köprüsünden kanal
Sabah hemen büyük kanal kenarındaki otelimizde (Paganelli Hotel) kahvaltı yapıp kendimizi sokağa atıyoruz. Bugün sabah Venedikteyiz, öğlen Veronaya gideceğiz, akşam ise Milano'ya döneceğiz. Sabah için büyük planlarımız yok, Venedik sokaklarında dolaşacağız.

Kanallardan aralardan geçe geçe kendimizi yine rialto köprüsünde buluyoruz. Henüz 24 saatine 20 Euro verdiğimiz Vaporetto biletlerimizin saati geçmediğinden -parayı çıkarmak ve bir de vakti değerlendirmek için-  bir de büyük kanal turu yapalım diyoruz. Ca' d'oro durağından San Zaccaria istikametine doğru giden 2 nolu vaporettoya biniyoruz. Bir o yaka bir bu yaka yapa yapa otelimizin önündeki san Zaccaria durağına 15 dakikada geliyoruz.

Adetimiz olduğu üzere kendi adresimize kızımızın adına kartpostallarımızı gönderip otelin yanındaki kanal manzaralı cafede oturuyorup kahvelerimizi içiyoruz. 

Saat henüz 11.00. Verona'ya giden trenimiz ise 13.20'de. Yine de otelden eşyalarımızı alıp yavaş yavaş dönüş hazırlığına başlıyoruz. Biraz sokaklarda oyalanıyoruz, biraz bir park bulup orada Eda ile oynuyoruz. (özel saray bahçesi) 
Dön dolaş geldiğimiz Rialtonun ayağında son kez bir bira daha içiyoruz. Ve hemen oradan vaporettoya biniyoruz. Aslında 24 saatlik biletimizin süresi doldu. Yeni bilet de kişi başı 7 Euro, bizce çok pahalı. Alsak mı almasak mı vs derken risk almak istemiyoruz ve bilet alıp biniyoruz. İlk kez kontrolle karşılaşıyoruz, iyi ki risk almamışız.

Ana istasyon binasına dönüyoruz. İstasyon'da tren saatine kadar yemeğimizi yiyoruz, ve 13.20'de 1 saat 10 dakika sürecek Verona yolculuğuna başlıyoruz.



Verona'da istasyondan indikten sonra amacımız Verona Arena'ya doğru gitmek. Bunun için önce Porto Nuova'dan yani yeni kapıdan geçiyoruz, ve sonra oldukça geniş bir bulvardan yürümeye başlıyoruz. Başlarda çok kalabalık olmayan yollar, yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başlıyor.

İstasyondan Arena'ya olan yol 1,6 km. 20 dakika civarında sürüyor. Çocuklu ve pusetli olunca biraz daha uzun...

Arenaya varınca Bra meydanındaki cafeler, mutluluk verici güneş, cıvıl cıvıl kalabalık çok hoşumuza gidiyor. Verona'nın en meşhur olduğu şey Juliet'in evi. (La casa di giulietta) Buraya gitmek için Via Giuseppe caddesini tercih ediyoruz, kalabalık, dar ve şık caddeden yürüyerek Juliet'in evine varıyoruz. Burası da arenaya 700 metre uzaklıkta.

Juliet'in evinin avlusu

Juliet'in evinin avlusuna girişte sağlı sollu yazılar notlar karşılıyor bizi. Bu küçük avluda küçücük bir balkon, bir kadın heykeli ve hediyelik eşyacı var. Pusetle zor olur diye Juliet'in evinin içine girmiyoruz. Avluda vakit geçiriyor, fotoğraf çekiyoruz.


Avludaki heykelin göğüslerine dokunmanın güzel şans getirileceğine inanılıyormuş, bu vazifeyi de yerine getiriyoruz.

Piazza Erbe
Buradan Erbe Meydanı'na (Piazza Erbe) gidiyoruz. Zaten hemen orada. Burada kurulu bir pazar var, orada vakit geçiriyor, kestane alıp yiyoruz.

Önde Madanno çeşmesi, arada Aziz Mark'ın Aslanı ve en arkada saray
Pazarın arkasında dikili bir taş üzerine Aziz Mark'ın aslan heykeli, Maffei Sarayı var. Ayrıca Verona'nın en yüksek kulesi Lamberti kulesi de burada. Meydandaki çeşme ise madanno çeşmesi.

Uzaktan görünen kale

Buradan Corso Porta Borsari üzerinden yürümeye başlıyoruz. Bu dar ve şirin caddenin sonunda Ponte della Vittoria köprüsüne varıyoruz. Adige nehrini deniz sanan Eda çok heyecanlanıyor. Uzaktan verona sarayı gözüküyor ama oraya gidecek gücümüz ve vaktimiz yok.

Yeniden arena'nın oraya dönelim ve tren saatine kadar biraz vakit geçirelim istiyoruz. Meydandaki restaurantlardan birine oturuyor ve güzel havanın tadını çıkarıyoruz.

Dönüş trenimiz 18.30'da. Artık gitme vakti. Verona'da 4 saat geçirmiş oluyoruz böylece. Belki 1 gün kalınacak bir yer değil ama geçerken uğramak isteyenlere tavsiye edebileceğim şirin küçük bir şehir.

Bir buçuk saatlik yolculuğun sonunda nihayet yeniden Milano'dayız. Aslında saat daha 8. Ama otelin bu kadar yanındayken yeniden şehre gidip gelmesi zor geldiğinden istasyondaki Mc Donalds'tan bir şeyler yiyip otele dönüyoruz. Yarın son günümüz.

5 Mart 2015 Perşembe

Milano-Venedik 3. Gün: 27 Ekim 2014 (Venedik)

Venedik
Tadı damağımda kalan iki yere gittik bugün. Sanırım dünyanın en güzel yerleri... Ben bayıldım, ama sevmeyen de varmış, hayret...

Eda'nın erken kalkacağını bilmemiz, otelin trenin istasyona yakın olması gibi sebeplerle vakit kaybetmemek için Venedik tren biletimizi 07.05'e almıştık. Yol 2,5 saat sürüyor. Varacağımız istasyon ise Venezia S. Lucia. Trenitalia'dan aldığımız biletleri seyahat zamanından tam 4 ay önce kişi başı 9 Euro'ya almıştık. Tren her zamanki gibi çok konforlu.

9.45'de ana istasyona yanaşıyoruz. Trenden indiğimizde hemen önümüzde vaporetto durakları var. Bizim otelin konumuna (tam San Marco meydanının orada) göre zaman açısından en tasarruflu olan plana göre otele hiç uğramadan önce Murano ve Burano adasına gideceğiz. Oraları gezdikten sonra otelimize gideceğiz. Nasılsa valizimiz yok, sadece sırt çantası ve puset ile geldik.

Bu linkten kontrol ettiğimiz  10.04’de 3. Hat “Diretto Murano” isimli  vaporetto'a binmeyi hedefliyoruz. Tabi önce bilet alıyoruz. Dönem itibariyle 12 saatlik biletler satışta değil. Biz de 24 saatlik bilet alıyoruz. Ancak 24 saatlik bilet kişi başı 20 Euro. Çok pahalı geliyor bize.

Aslında 12 saat içinde 4 defa vaporettoya binmeyi planlıyoruz. Muronaya giderken, Buranoya giderken ve aktarmalı olacağı için 2 defa da Venedik'e dönerken. Tek biniş bileti de 7 Euro. O yüzden 12 saatlik almak avantajlı ama yine de bence tüm biletler çok pahalı (Biz parayı çıkarmak için ertesi sabah bir yine vaporettoya binip kanal turu yaptık.


Vaporettolar çok kalabalık
Bu vaperotto durakları bir kulübe gibi. Dışında gidecekleri güzergah ve numarası yazıyor. Bazı duraklardan birden çok hat var. Ama onlar da vaporettonun üzerindeki numaralardan takip edilebiliyor. Bir diğer önemli nokta da hattın yönü. Mesela biz önce aksi yöne giden 3. Hat durağında bekledik. Meğer Murano istikametine giden 3. Hat durağı başka yerdeymiş.  Bu vaporetto yarım saatte bir geçiyor (34 ve 04’lerde ama saatini kontrol etmek lazım, yaz ve kış saatleri farklı). Durak inanılmaz kalabalık. 3 tane vaporetto yanaşıyor ama binemiyoruz. Ancak 4. de binebiliyoruz. Saat 10.34 oldu. Yaklaşık 20 dakika sonra son durak diye bağırıyorlar ve Murano Colonna durağında inip adada inip gezmeye başlıyoruz.

Murano'da vaporetto'dan indikte sonra yürüdüğümüz ince kanal

Adada önce ince bir kanalın yanından yürüyoruz. Açıkçası adaya pek çalışmamıştık, zaten küçük bir ada diye ama yönümüzü bulmakta zorlanıyoruz. Daha doğrusu adanın neresinde olduğumuzu anlamakta zorlanıyoruz.


Bu ince kanaldan sonra karşımıza bir köprü çıkıyor. Eda pusetinde uyuduğu için pusetle inip çıkmak zor ama yine de karşı kıyıya geçmeliyiz. Zira bu köprü indiğimiz küçük adayı esas Murano adasına bağlayan köprü.


Murano'daki ana köprü Ponte Lungo. 
Murano'daki büyük kanal. 

Murano Liman Boyu, adını ben uydurdum da kesin öyle bir şeydir. 

Seyahatimizin bu 3. gününe kadar o kadar çok yer gördük ki... Hep koşturduk, önümüzde daha ne olduğunu bilmediğimiz için bulunduğumuz yerin de tadını çok çıkaramadık. Bu nedenle bu ada bana çok keyif vermiyor. Belki de okuduklarımdan etkilenmişimdir, bir çok kaynakta Murano'da bir numara olmadığını okumuştum.

Murano'da enterasan sokak çalışmaları, heykeller vs de var. 

Ada cam işçiliği ile ünlü. Biz cam fabrikalarından birine gitmeyi tercih etmiyoruz. Zaten adada geçireceğimiz 1,5 saat kadar bir zaman var. Biraz sokaklarında dolaşıyoruz. Bir cafede oturup tatlı yiyip kahve içiyoruz. (Al canton cafe, tatlıları güzel memnun kaldık). Vitrinlere bakınarak, biraz turistik alışveriş yaparak geziyoruz. Ada çok sakin.

Santa Maria Kilisesi yanındaki Al Canton Cafe

Santa Maria Kilisesi, bizden beklendiği üzere içine girmiyoruz. 

12.40 gibi adadaki başka bir duraktan ( Murano Favo durağı) 12 numaralı hatta biniyoruz. Yol yarım saat sürüyor. Burada önemli konu bu duraktan geçen bütün 12 numaralılar Burano'dan geçmiyor. (bizim gittiğimiz dönemde 39 ve 59 geçe olanlar Burano'dan geçerken 19 geçe olanlar geçmiyordu)

Yarım saat yoldan sonra, saat 13.10 gibi o muhteşem adaya varıyoruz :) Ada çok çok hoşuma gidiyor. Küçücük bir yer zaten. Hava güneşli, Eda uyuyor. Keyfini çıkara çıkara dolanıyoruz sokaklarda. Sonra bir yere oturup yemek yiyoruz.
Burano adası




Biraz daha dolaştıktan sonra dönüş yolculuğu başlıyor. İstikamet Otel. Bizim otel san marco meydanında olduğu için başlangıç durağımıza yani istasyona gidip oradan büyük kanaldan geçen bir vaporettoya binmek seçeneklerden biri. Ancak en kısa yol değil.

Onun yerine büyük kanala girmeden adanın diğer tarafından dolaşan bir güzergah seçiyoruz. Bunun için Burano’dan 20 dakikada bir (saat başı, 24 ve 44 geçelerde) kalkan Linea 12'e biniyoruz. Toplam 34 dakikada Murano Faro durağına varıyoruz. Daha sonra bu duraktan da 7, 27 ve 47’lerde geçen Linea 7’ye binip 25 dakika sonra S.Marco Zaccaria durağında iniyoruz.

Bu şekilde bile 15.25'de ayrıldığımız Burano'dan Venedik San Marco'ya varmamız 16.30'u buluyor.

Demem o ki, bu adalar aslında biraz vakit alıyor. Venedikte sayılı saatleri olanlar düşünmeliler. Ancak Burano kesinlikle buna değer.
Otelimizin karşı adasında San Giorgio Maggiore Kilisesi var.  


Otelimiz Paganelli Hotel. Yeri çok çok güzel. Biz bir gece kaldık. Ek binada konakladık. Ek bina hemen 150 metre ilerde. Temiz ve küçük bir odamız, küçük ama yeterli bir kahvaltısı vardı.
Ahlar Köprüsü

Otele eşyaları bırakıp Ahlar geçidini gören köprünün üzerinden geçerek San Marco meydanına doğru ilerliyoruz. Kış saatinin de etkisi ile hava kararmaya başlıyor. San marco meydanında güvercinlerle vakit geçiriyoruz. Hiç bir binanın içine girmeden (dükler sarayı, bazilika ya da çan kulesini ziyaret edebilirsiniz isterseniz) meydanda ve sokakta günün son saatlerinin tadını çıkarıyoruz.

Ellerine güvercin konsun diye bekleyen Eda


Kalabalığı takip ederek Rialto köprüsüne doğru ilerliyoruz. Her yerde hediyelikçiler, maskçılar, restaurantlar var. Ada turistlerle yaşıyor. Ama çok çok çok seviyorum burayı.
Ekim sonu olmasına rağmen ada son derece kalabalık, yazın nasıl olduğunu hayal edemiyoruz. 


Büyük kanalda gözümüzün kestiği bir restauranta (ristorante Florida)  girip balık ve makarna yiyoruz. Vasat. Sonra yeniden Rialto Köprüsü civarına dönüp vakit geçiriyoruz.

Tam köprünün ayağında büyük kanalın orada bir Alman biracısı buluyoruz. Kız da uyudu bu arada, kocam birasını içerken ben yine aperol ile mutluluğumu tamamlıyorum. Saat daha erken olmasına rağmen günün yorgunluğu üzerimize çöküyor. Alış veriş yapa yapa otelimize dönüyoruz.


10 Aralık 2014 Çarşamba

Milano - Venedik 2. Gün: 26 Ekim 2014 (Milano-Como-Bellagio-Varenna)


Como

 Pazar gününü Como ve çevresinde geçirmek istiyoruz.

Como'ya trenle iki şekilde gidebilirsiniz. Ana güzergah olarak Como'ya giden trenler Milano N. Cadorno istasyonundan kalkıyor ve Como gölünün hemen kenarındaki Nord Lago istasyonuna varıyor. Bu şekilde yol 1 saat  3 dakika sürüyor. Bu trenler yarım saatte bir var.

Alternatif güzergah ise özellikle bizim için Centrale istasyonu civarında kalanlar için anlamlı. Centralden her saat Como S. Giovanni istasyonuna tren var. Yol 36 dakika sürüyor, ancak S. Giovanni istasyonu Nord Lago gibi şehir merkezinde değil, yürüyerek 15 dakika civarında.

Biz kısa olması ve otelimize yakın olması nedeniyle 2. anlattığım güzergahı seçtik. Trenlerin saat ve fiyatlarını ise Trenord sitesinden kontrol ettik. Ancak bileti cumartesi gecesi istasyondaki bilet makinalarından aldık. Kişi başı 4.60 Euro verdik.
Milano Centrale tren garı
Sabah 8.10 trenine binmek hedefimiz. Bir gün önce italya ile saat farkı nedeniyle 1 saat öne aldığımız saatlerimizi, bu sabah da biten yaz saati uygulaması ile bir saat öne alıyoruz. O nedenle saatinden çok önce istasyonda olup kahvaltımızı yapıyoruz.
Trenimize ilişkin bilgiler
Centrale'de ekranlardan hangi peronda trene bineceğimizi bulmaya çalışıyoruz ama Como'ya giden bir tren yok. Bilet satan makinalardan trenin numarasına bakıyoruz da tren numarasından peronu buluyoruz. (Bellinzona treniymiş aslında bineceğimiz tren, biz ara durakta ineceğiz)
Trende Eda
Tren yer numarası olmayan, son derece rahat bir tren. Zaten yol da topu topu yarım saat.
Pazar sabahı 9'da Como'nun boş sokakları
9'a çeyrek kala gibi trenden iniyoruz. Şehir merkezine doğru yürüyoruz. Etraf haliyle boş. Fotoğraf çeke çeke bu güzel kasabanın göl kenarına geliyoruz. Bir dolu bisikletli ve koşan insan var. İlk işimiz Bellagio'ya gitmek için bilet sormak.
Como'da her bina güzel gözüküyor.
Daha önce web sitesinden kontrol ettiğimde görüyorum ki, bloglarda herkesin övdüğü bu küçük Bellagio'ya gitmek o kadar da kolay değil. Feribot 2 saat sürüyor. Ve çok sık yok. Buraya gideceksek tek seçeneğimiz 12.'deki feribota binmek. Tam ona bilet alırken hızlı feribot saatleri gözüme çarpıyor. 11.10'a da hızlı feribota bilet alıyoruz. Normalde bilet fiyatı kişibaşı 10.40 Euro. Hızlı olunca buna ek olarak 4.40 Euro daha alıyorlar.
Dağdaki patika feniküler yolu. Ortaki kırmızı şey ise feniküler.

Hızlıca Como'dan Brunate'ye çıkan fenikülere doğru yürüyoruz. Brunate oldukça tepede bir yerleşim yeri. Feniküler de buraya dik bir tepeden çıkıyor. Yarım saatte bir çalışıyor ve yol 7 dakika sürüyor. Eğer en alttaki kısma geçebilirseniz çıkarken çok hoş görüntüler izleyebilirsiniz.
Feniküler ile çıkarken. Tavsiyem en alttaki vagona binip ayakta durmanız. Yüksekten korkmuyorsanız tabi.

Fenikülerden aşağısı
Biz iniş-çıkış şeklindeki biletlerimizi saat 10.00 için alıyoruz. Onu beklerken hemen yanındaki kahveciden de birer espresso içiyoruz.
Brunate'den Como manzarası. Duomo katedrali
Feniküler Brunate'de durduğunda yine koştur koştur fotoğraf çekiyoruz. Niyetimiz ilk fenikülerle aşağıya geri inmek. Bir sonraki hızlı feribot saatini öğrenmek ve ona göre Como'yu gezmek. Eğer planladığımız gibi 11.10 ile geri dönersek Como'yu sadece tepeden görebilmiş olacağız çünkü.

Neyse ki saat 14.00'de bir tane daha varmış. Planladığımızdan daha geç olsa da Como bize daha cazip geliyor. Başlıyoruz Como sokaklarında boş boş gezmeye.
Como'dakiler çok şık ve özenli gözüküyorlar. 
Bizimki Como'nun şıklığına pek uygun değil ne yazık ki.
İlk durağımız gölün hemen karşısındaki meydandaki el işleri pazarını gezmek oluyor. Sanırım özellikle yeni yıl için kurulmuş. Şarküteri de var, magnet de, yılbaşı süsleri de. Bu meydanın yanından dondurma alıp yolumuza devam ediyoruz.
Duomo
Daha sonra Duomo katedraline doğru ilerliyoruz. Katedralin içine bakıp como sokaklarında gezmeye devam ediyoruz. Zaten çok büyük olmayan Como'da biraz gezintiden sonra tam Duomo'nun karşısındaki restaurantlardan birine oturup yemek yiyoruz.
Duomo'nun karşısı, arkalarında yemek yediğimiz istasyon.
Oradan çıkınca biraz daha sokaklarda oyalanıyoruz ve vapurun oraya gidiyoruz. İkide yan iskeleden kalkan vapurumuzla Bellagio'ya doğru yola çıkıyoruz. Bellagio gitmeden methini çok duyduğumuz bir yer olduğu için heyecanlıyım...
Resim yazısı ekle
50 dakika sonra, 14.50'de şirin kasaba gözüküyor. Sokaklar çok hoş, güzel bir güneş var. Ama yerler ne yazık ki arnavut kaldırımı ve merdivenli. Ben bizim sıpa uyumadığı için gerginim. Onu kanguruna güç bela ikna edip gezmeye başlıyoruz.
Bellagio
Bu arada sefer saatlerine bakıyoruz. 15.45'de bir tane var. Bir sonraki ise bize geç olacak. O yüzden hızlıca geziyoruz, zaten küçücük. Eda da uyuyakalıyor nihayet. Orada bir yere oturup da bir Aperol içemediğimize hala yanarım.

Bellagio
 Bu güzel kasabanın tadını çıkaramadan, benim aceleciğim yüzünden vapura binip Varenna'ya doğru hareket ediyoruz.
Varenna
12 dakika sonra vardığımız Varenna ise bambaşka bir acelecilik ve salaklı örneği. Burası da çok güzel bir kasaba. Ben iner inmez önce tren garını bulalım da ona göre oturalım diyorum. Vapurdan inip milleti izleyerek sola doğru yürümeye başlıyoruz. Daracık sokaklarda kayboluyoruz, merdivenli zor yerleri aşıyoruz, ona soruyoruz buna soruyoruz. Nihayet anlıyoruz ki ilk indiğimiz yerin yukarısı tren garıymış.
Varenna'nın dar sokak ve merdivenleri
Tren garına kadar gelmişken geri dönmeyelim diyoruz ve 37geçelerde geçen trene biniyoruz. Bu tren bizi yaklaşık 1 saatte Milano Centrale'e götürecek.

Dolayısı ile Bellagio ve Varenna'dan bir şey anlamamış oluyoruz. Biraz planlama hatası, biraz aşırı programa bağlı gezme isteği, biraz panik ama çokça bebekli gezgin olmanın sonucu bu. Bence bugünün en güzel yeri Como.

Trenden inince saat daha erken diye yeniden milano merkezine iniyoruz. Bu sefer metrodan MonteNapoleone durağında inip oralarda gezelim diyoruz. Bu caddeden yürüyerek önce bir yerlerde bir şeyler içelim, Eda da yemek yesin diyoruz. Eda'ya omlet bize de içki söylüyoruz. Omlet 12 Euro. 2 yumurtaya 30 lira para veriyoruz yani. Ama happy hour uygulaması güzel. İçerde bir açık büfe var. Kanapeler, cipsler vs istediğin kadar alıyorsun. En azından akşam yemeklerini böyle geçiştiriyoruz.

Sonra uzunca bir yürüme marathonu başlıyor. Amaç Eda uyusun da biz de biraz dinlenelim. Tam Eda uyuyor, pusete koyarken çığlık çığlığa uyanıyor. Biz de yorgunuz zaten, otele dönüyoruz... Yarın Venedik için yola çıkacağız.

4 Kasım 2014 Salı

Milano-Venedik 1. Gün: 25 Ekim 2014 (Milano)

Milano Duomo
Daha önce bahsettiğim gibi bugün Pegasus ile Milano-Bergamo'ya uçuyoruz. Ankara'dan sabah 8'de kalkan uçağımızı 11.45'de kalkan Bergamo uçağı takip ediyor. Yaklaşık 2,5 saat sonra Bergamo'dayız. Saat farkı yüzünden 1 saat kazanıyor ve 13.20'de havaalanına iniyoruz.

Uçaktan otobüsle bizi bir kapıya bırakıyorlar. Ve kapının dışına kadar sıra var! Pasaport kontrolü sırası. Çok çok yavaş ilerliyor. 20 dakika bekleyişten sonra daha önümüzde uzun bir kuyruk varken yeni banko açıyorlar ve "Bambiniii" diye bağırıyorlar. Bebekli yolcular bu taraftan diye yorumluyor ve pat diye sıranın en önüne geçiyoruz.

Pasaporttan hızlı geçersen bagajda beklersin teoremi yine yanılmıyor ve uzun uzun bagaj bekliyoruz. Havalanından ayrılmamız 1 saati buluyor. Gümrükten geçince bir dolu transfer otobüsü firmasının bankosu var. Biz daha önceden bildiğimiz Terravision firmasını seçiyoruz. 20 dakikada bir otobüsleri var. Tek yön 5 Euro, gidiş dönüş 9 Euro. Bankodaki adam 2 dakikaya kalkıyor diyor, biz de alıyoruz. Ama 2 dakikaya kalkanı 10 saniye ile kaçırıp bir sonrakine binebiliyoruz.

Otobüs Centrale'nin yanında indiriyor. Oradan yürüyerek otelimizi (Hilton Milan) buluyoruz. Oteli tavsiye etmiyorum bu arada. Neden bu oteli seçtiğimizi şu yazıda anlatmıştım, öncelikli neden her gün centrale istasyonunu kullanacak olmamız ve valizleri bir an önce otele atabilmemizdi. Ama internet olmaması ciddi bir dezavantaj oldu.

Otele gidip eşyaları bırakıp şehir merkezine gitmemiz 4.30 oldu. Buradan şehir merkezine çok rahat metro var. 4 durak sadece. Metro da sık sık geliyor. Metro haritası burada. Metroya 1 biniş 1,5 Euro. 24 saatlik bilet 4,5 Euro. Biz bilet makinelerinden 2 tane 1 günlük bilet aldık ama biletin parasını çıkaramadık, metroyu 2 defa kullanabildik.
Katedralin önündeki meydan
İlk işimiz meşhur Katedral'e gitmek. Bu katedral cidden şehre damgasını vurmuş, hayat çevresinde akıyor. Önündeki meydan çok kalabalık. Yerde muşamba ve boyalar var, isteyenler ismini yazıyor. Katedralin içi beni çok etkilemedi. Ama dışı gerçekten muazzam.


Duomo
  • Çalışma saatleri: 07.00-18.40
  • Kapalı gün: - 
  • Ücret: Yok, fotoğraf çekmek istiyorsak 2 Euro, asansör ile teras 12 Euro
  • Süre: İçini gezmek 15 dakika
Duomo içi
Buradan sonra Dünyanın en eski alışveriş merkezi diye bilinen Galleria Vittoria Emanuelle'ye gidiyoruz. Aslında burası cam kubbeli, artı şeklinde bir pasaj. Bir kolu Duomo'nun oradayken diğer kolu La Scala tiyatrosunun olduğu La Scala Meydanına çıkıyor.

Galleria Vittorio Emanuele II
Galleria Vittorio Emanuele II
Bu hareketli pasajı da mağazalara pek bakmadan geçiyoruz. Burası da cıvıl cıvıl bir yer. İçinden geçerek La Scala meydanına çıkıyoruz, burada olması gereken Leonardo Da Vinci heykeli tadilatta. Meydanın hemen yanında ise ünlü La Scala Opera binası var. Ancak orası da pek ilgimizi çekmiyor. 
Haritaya bakarken yanımızdaki kadının poşeti dikkatimi çekiyor. "Luini"notlarıma aldığım bir fırın. Kadına buranın yerini sorup "Panzerotti" yemeğe gidiyoruz. 
Panzerotti içindeki mozeralla ile Eda'nın imtihanı
Panzerotti, içinde mozeralla vs konulan bir çeşit hamur işi. Kalın ve puf bir hamuru var, içinde peynir sündükçe sünüyor... Kapısında uzun bir sıra vardı, ama çok hızlı ilerliyor. İri yarı bir zenci güvenlik görevlisi sıraya göre hangi kasaya gidileceğini gösteriyor. Buradan 3 tane panzerotti alıp kaldırımda yiyoruz. 

Buranın hemen karşısında bir de dondurmacı var. Orası da çok kalabalık, sanırım meşhur bir yer. 

Luini'den sonra yeniden Duomo'nun önüne çıkıyoruz. Yeniden Galleria Vittoria Emanuele'e giriyoruz, bu sefer artının diğer kolunu geziyoruz. Yan kollardan çıkıyoruz.
Durmayan Eda'yı oyalamak için bir dondurma alıp yeniden çıktığımız Scala meydanında yiyoruz.

Biraz daha ilerledikten sonra yine bir turistik cadde olan daha doğrusu lüks markaların sıra sıra dizildiği Via Montenapoleone caddesine çıkıyoruz. Mağazalarla değil ama kimin elinde ne poşeti olduğu ile ilgileniyorum ben. Caddeyi dümdüz geçince San Babila kilisesine çıkıyoruz.

San Babia kilisesi ve çocuk uyutma zaferi


Dışarıdan baktığımız bu kiliseyi arkamıza alıp Corso Vittorio Emanuele II caddesine giriyoruz. Bayraklarla donatılmış bu kalabalık ve cıvıl cıvıl cadde yeniden Duomo'ya çıkıyor.


Corso Vittorio Emanuele

Dön dolaş geldik mi Duomo'ya. Saat erken olmasına rağmen Eda uyuduğuna göre, bir yerlerde oturup bir şeyler içebiliriz.

Duomo'yu arkamıza alıp Via Mercanti'ye giriyoruz. Orada Caffe Martini diye bir yer görüp oturuyoruz. Vay anasına büyük bira 10 Euro, bir aperol 15 Euro. Ama happy hour'a denk gelmişiz, fotodaki ikramları veriyorlar ve ikramlar çok lezzetli, yanısıra da doyurucu. 25 Euro'yu iki içkiye veriyoruz ama karnımız da doyduğundan çok mutsuz değiliz.
Caffe Martini'de happy hour kapsamındaki ikramlar ve 25 Euro verdiğimiz içkiler

Buradan yeniden Duomo'nun önüne yürüyoruz ve günü sonlandırmak için metroya biniyoruz.

Duomo, gece...