Otel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Otel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2016 Çarşamba

Bebekle Seyahat - Bölüm 2: Otel

Bebekli-çocuklu Avrupa seyahatlerimizde otel seçmek bizi zorladı genel olarak. Zira Avrupa'nın genelinde otel odaları küçük ve şehir merkezindekiler pahalı. Aşağıdaki notlar otel seçim kriterlerimiz.

Şehir merkezindeki otel rahatlıktır. 
Bizim en önemli kriterlerimizden biri bu oldu hep. Hem toplu ulaşıma hem de hareketli bölgeye yakın olsun istedik otellerimiz. Bir kaç nedenle... 
  •  Gün içinde otele uğrayabilmek çok büyük avantaj. Mesela Barselona'da otelimiz Katedralin oradaydı. Sabah Casa Mila'ya gidecektik ancak orası pusete uygun değildi. O yüzden kanguru ile dışarıya çıktık, casa milaya gittik, sonra otelimize uğradık ve bebek arabasını alıp güne devam ettik. 
  • Ya da prag'ta hem 2 yaşındaki bir çocuk olduğundan hem de ben 5 aylık hamile olduğumdan akşam üzerleri otele uğruyorduk, ben biraz uzanıyordum, babası da Eda'ya banyo yaptırıyordu.
  • Bebekle sabah kocaman bir çanta taşımak gerekiyor. Akşam üstü otele uğrayıp çanta ikmali yapmak, fazla yükten kurtulmak, hava serinse bebeği geceye uygun giydirip çıkarmak da bir avantaj. 
  • Son olarak otel hareketli bir yerdeyse otelden çıkıp yeniden toplu taşımaya falan binmeden sokaklarda dolaşmak ve yemek yiyebilmek de güzel. Zira her indi bindi gece uykusundaki çocuğun uyanması için bir risk.
Metrekare önemli... 
Hamileyken Roma'ya gitmiştik, kaldığımız oda 11 metrekareymiş. Çocuk olunca ek bir alana muhakkak ihtiyaç duyuluyor. En azından park yatak için bir yer lazım. Elbette odada çok kalmıyoruz, bu kriter pas geçilebilir ancak biz genelde aramalarımıza 25 metrekareden büyük odalardan başlıyoruz. Fiyatına ve konumuna göre yavaş yavaş metrekareyi küçültüyoruz. Bir seçenek daire kiralamak. Zaten büyük oda bulmanın imkansıza yakın olduğu ülke ve şehirlerde buna mecbur kalabilirsiniz. Bunun avantajı bebek uyuduktan sonra enerjiniz varsa diğer odada film vs izleyebilir ya da sonraki günün planlamasını yapabilirsiniz. 
Mutfak, anneye tatile geldiğini unutturur mu acaba? 
Bazı otel odalarında "kitchenette" oluyor. Ya da daire kiralarsanız mutfak. Eğer ek besine yeni geçmiş bir bebek varsa kolayca bir tarhana çorbası yapmak ya da sabah kahvaltısını hazırlamak için iyi olabilir. Kolay yiyen bir bebeğimiz olduğu için biz buna çok ihtiyaç duymadık. Yurt dışında bebek yemeği için neler yaptığımızı ayrı bir yazı ile anlatacağım. 
 Kahvaltı almalı mı almamalı mı?
Biz otelde öyle bir imkan varsa ve fahiş fiyatlı değilse alıyoruz. Evet avrupa kahvaltıları bizim çocuklara çok uygun değil. Ama en azından süt, haşlanmış yumurta, belki çörek ve ekmek, beyaz olmasa da peynir olması yeterli. Ayrıca büfelerde genelde yoğurt ve meyve de oluyor, onlardan da çantaya atıyorum ben gün içinde yedirmek üzere. Kahvaltı almadığımız otellerde eğer mutfak da yoksa kahvaltıyı dışarda yapmak için çok erken otelden çıkmamız gerekiyor (6'da kalktığı için çocuklarım 7'de kahvaltı yaparız biz) ve kahvaltı için bulabildiklerimiz genelde çörek, kruvasan vs oluyor.
El kadar bebek için para mı verilir?
Verilmez. Biz 1 çocuk için para alan otel pek görmedik. Aşağı yukarı hepsinde 2 yaşının altındaki çocuklar ücretsiz, bir çoğunda da eğer odadaki mevcut yataklar kullanılıyorsa ya da bebek beşiği isteniyorsa çocuklar ücretsiz. Metrekare burada da devreye giriyor. Eğer oda 11 metrekare ise olabilecek en küçük yatağı koyuyorlar ve ortaya çocuk yatırmak imkansız oluyor. İki çocuk olduğumuzda otellerin fiyat politikasının çok değiştiğini gördük. Booking.com üzerinden rezervasyon yaptırırken "çocuklar ve ilave yataklar" bölümünü dikkatle okuduk. 
İçinde uyuyan bir bebekle puseti sırtlandıktan sonra ne yapayım öyle oteli!
Eğer seyahat planında bir bebek arabası varsa otelde muhakkak asansör olup olmadığını kontrol ediyoruz. Ayrıca tekerlikli sandalyeye uygun olup olmadığına bakıyoruz. Tekerlekli sandalyeye uygunsa kapısında 3-4 basamak vs de yoktur diye varsayıyoruz. Ayrıca yokuş olduğunu bildiğimiz yerlere gidiyorsak (mesela lizbon/porto) google maps'den otelin yerini araştırıyoruz, çevresinin yokuş olup olmadığını anlamaya çalışıyoruz. 
Daire mi otel mi? 
Biz bugüne kadar hep otel tercih ettik. Resepsiyon ve oda temizleme hizmetlerinin olması bize avantaj gibi geldi. Ayrıca daire olunca bebek yatağı (park yatak) isteyemiyorsunuz ve kızımız bizimle uyumaya alışkın değildi. Ancak artık 4 kişi seyahat edeceğiz, daire olması daha uygun gibi gözüküyor. Yine de birinin evini kiralamaktansa apart otelleri tercih ediyoruz. 
Yorumlar ve puanların bir nedeni var, incelemek lazım. 
Booking.com ya da orbitz.com'dan rezervasyon yaparken muhakkak puanlara bakıyoruz. 8.5 ve üstünü tercih ediyoruz. Ayrıca yorumları da okuyoruz. Çocuklu misafirlerin yorumları epey fikir veriyor.  
Kampanyalar iyidir.
Milano'ya gittiğimizde 1 gece Venedikte kaldık. Ancak dönüşümüz yine Milano'dandı. Dolayısıyla 3 gece Milano oteli almamız gerekecekti, sonra 1 gece Venedik ve sonra yeniden 1 gece Milano. Ancak fark ettik ki bazı otellerin 5 gece için kampanyası var ve bu şekilde 3+1 gece almakla aynı fiyata gelebiliyor. Oteli 5 gece aldık ve aradaki bir gece için eşya toplamadan check-in check-out yapmadan, sadece 1 gecelik eşyayı sırt çantasına koyup Venedik'e gidebildik. Böyle kampanyaları da takip edebilirsiniz.  

Eğer iki şehirli bir seyahat yapılacaksa ve aynı şehirde 

Bu seçeneklere göre bebekle kaldığımız oteller aşağıda...
  • Barselona : Barcelona Catedral Hotel Çok çok merkezi. Kahvaltı almamıştık. Oda büyüklüğü eh... Mutfak yok, odalar pusete uygun. 
  • Münih : Hotel Ambiance Rivoli Merkezi değil ancak metro ve otobüs durağı çok yakın. Pusete uygun. Kahvaltısı yeterli, oda büyüklüğü eh işte. 
  • Lizbon: Hotel Portugal Çok merkezi. Pusete uygun. Odalar büyük. Kahvaltısı makul
  • Porto: Hotel teatro Yeri merkezi ve yokuşsuz. Ambiyans biraz karanlık, tuvalette kapı yok, bebekler için uygun olmayabilir. 
  • Milano: Milan Hilton. Burası şejir merkezinde değildi ancak ana istasyona çok yakın olduğu için tercih ettik. Çünkü havaalanı otobüsleri, venedik seyahati vs nedeniyle her gün ana istasyona gitmemiz gerekecekti. Ancak çevresinde hiç bir şey olmaması nedeniyle memnun kalmadık, şehir merkezini tercih ederim bir kere daha gidersem. 
  • Venedik: Hotel Paganelli. Eşek yüküyle para verdik. Ama yeri çok çok güzel. Oda küçük ama venedikte başka türlüsünü bulamadık. 
  • Prag: Ventana Hotel. Yeri çok çok güzel. Metrekaresi çok iyi ancak rezervasyon sırasında fark etmediğimiz ayrıntı, oda dubleksmiş. 2 yaşında, hamile annesinin kucağından düşmeyen bir çocukla zor oldu. Kapısında da 3-4 basamak vardı ama otel görevlileri her zaman yardımcı oldu. 

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Prag 1. Gün: 1 Mayıs 2015

1 Mayıs tatilini ve Pegasus'un ucuz biletlerini fırsat bilip 5 günlük Prag seyahatine başlıyoruz.

Sabah 9'da Ankara'dan yola çıkıyoruz. Ben, eşim ve 2 yaşındaki kızımız. İstanbul'dan ise 12.40'da havalanıyoruz. Prag saati ile 14.20 gibi iniyoruz. Prag havalanında geliş ve gidiş terminalleri ayrı değil, gelirken de gidenlerin arasına karışıyorsunuz. İlk iş pasaport kontrolünün yanındaki bankamatikten para çekiyoruz. Pasaportta sıra yok gibi, hızlıca kontrolden geçip valizi alıyoruz. 14.45'de çıkıştayız.

Otelimize (Ventana Hotel) gitmek için daha önceden transfer ayarlamıştık. Havalanından diğer ulaşım seçenekleri de zor değilmiş, ama fiyat uygun olunca biz bunu tercih ediyoruz.24atp sitesinden ayarladığımız bu transferden çok memnun kalıyoruz.  Çıkışta elinde ismimiz yazılı kağıtla bizi karşılıyor. Bunun için tek yön 20 Euro veriyoruz. Passat ile otelimize 20 dakikada ulaşıyoruz.

Tyn Kilisesinin gotik kulelerinin sağ arkasında gözüken üçgenimsi bina bizim otelimiz. 
Otelimiz tam eski şehir meydanında. Turistik cadde Celetna'nın üzerinde. Asansörlü bir bina. Biz Eda ile daha geniş bir odaya ihtiyaç duyduğumuzdan Deluxe Room ayarlıyoruz. Orbitz üzerinden ayarladığımız bu oda meğer iki katlıymış. Otelin yeri çok merkezi, personel sıcak ve ilgili. Kahvaltı klasik avrupa kahvaltısı ve yeterli. Oda temiz ve ferah. 4 gece için 1000 Dolar vermişiz.
Astronomik Saat

Odaya yerleştikten sonra ilk işimiz eski şehir meydanını gezmek oluyor. Astronomik saat, Tyn kilisesi, Jan Hus Heykeli'ni görüp devam ediyoruz. Ancak inanılmaz kalabalık. Gittiğimiz gün başlayan Dünya Buz Hokeyi Şampiyonası ve Pazar günü 10.000 kişinin koşacağı Prag maratonu varmış, sanırım ondan. Bütün gün uçakta sıkılan Edoş etrafta koşuşturmaya başlıyor, ve biz onu kaybedeceğimiz endişesi ile pek sağı solu göremiyoruz.
Eski şehir meydanı
Meydanda sokak sanatçıları var. Bir baloncu ile epey vakit geçiriyoruz. Sonra Astronomik saatin önünden geçip kalabalığı takip ediyoruz. Karlova caddesinden Karl köprüsüne doğru ilerliyoruz. Buralarda hediyelik eşyacılar, restaurantlar, dondurmacılar, meşhur prag tatlısı Trdelnik'çiler var.

Trdelnik tatlısı
Mağazalara Eda yüzünden pek giremeden Krusta'dan bir trdelnik alıyoruz. Nefis! Şekerli ve dışı karamelize edilmiş bir hamur tatlısı. Tanesi 60 Kron. Biz genelde bir tane alıp paylaştık.

Karl köprüsü üzeri
Buradan köprüye doğru ilerliyoruz. Köprüde adım atacak yer yok. Sokak ressamları, el sanatçıları, magnetçiler vs sağlı sollu köprüyü mesken edinmiş. Fotoğraf çektirenler, tur rehberinin peşinde ördek gibi yürüyenler vs ile biz de kalabalığa kendimizi kaptırıyoruz.

Köprüden görünen çocuk parkı
Köprünün sonuna doğru sol tarafta bir çocuk parkı görüyoruz. Eda bari enerjisini atsın diyerek köprüden oraya gidiyoruz. Eda bu değişik parkta kendinden geçiyor. Kum havuzunda oynarken hafif hafif yağmur başlıyor, oradan çıkıyoruz. Oradan çıkıp yeniden aynı yolu geri yürüyoruz.

Bu eski şehir müze gibi. Her yerde bakacak bir şey var, çok hareketli...

Saat başında astronomik saatin hareketlerini bekleyen kalabalık. 
Yağmur hızlanınca odamıza geri dönüyoruz. Saat 18.30. 2 saatte topu topu 2,5 kilometre yol yürümüşüz, varın kalabalığı ve ortamın oyalayıcılığını siz düşünün.

Yağmurdan sonra bu sefer akşam yemeği için dışarı çıkıyoruz. Otelin bulunduğu caddede (celetna caddesinde) yürümeye devam ediyoruz. Bu cadde Barut kulesi ile bitiyor. Barut kulesinden sola dönünce Hükümet binası (Obecni dum) var. Biz buralara sadece dışardan bakmak ile yetindik. Biraz daha ileride ise Republic Square (namesti republiky) ve Palladium alışveriş merkezi var. Bu meydan aslında eski şehir ile yeni şehiri birleştiriyor diyebiliriz.
Memnun kaldığımız Joy Burger 

Buradan tekrar Celetna caddesine dönüyoruz, ve yol üzerinde gördüğümüz bir burgerciye (Joy Burger Bar) oturuyoruz. Burası Amerika tarzı hamburgerler yapıyor. Burada biri alkolsüz 3 bira, 1 hamburger, bir steak ve bir çocuk menüsüne toplam 700 kron veriyoruz. Yaklaşık 75 TL. Bahşiş hariç, bahşiş vermek isterseniz kredi kartından ne kadar çekilmesini istiyorsanız o kadar çekilmesini söylüyorsunuz. Biz 100 kron bahşiş verdik diye garsondan epey takdir topladık.

Karl köprüsünden Kale ve St. Vitus kilisesi
Çıkışta amacımız Eda'nın uyuması. O yüzden eski şehirin muhtelif sokaklarında yürüyoruz. Eda uyuduktan sonra ise yeniden gündüz Eda'yı takip etmekten tam gezemediğimiz eski şehir meydanı ile Karl köprüsüne yeniden gidiyoruz.
Karl köprüsünden Rudolfinum (resim ve müzik galerisi) 
Yolların arnavut kaldırımlı olmasından sebep pusetinde uyuyan kızımıza daha fazla kıyamıyor, yorgunluğumuza onu bahane ediyor ve otele dönüyoruz.
Gece Tyn Kilisesi ve hala kalabalık eski şehir meydanı

5 Mart 2015 Perşembe

Milano-Venedik 3. Gün: 27 Ekim 2014 (Venedik)

Venedik
Tadı damağımda kalan iki yere gittik bugün. Sanırım dünyanın en güzel yerleri... Ben bayıldım, ama sevmeyen de varmış, hayret...

Eda'nın erken kalkacağını bilmemiz, otelin trenin istasyona yakın olması gibi sebeplerle vakit kaybetmemek için Venedik tren biletimizi 07.05'e almıştık. Yol 2,5 saat sürüyor. Varacağımız istasyon ise Venezia S. Lucia. Trenitalia'dan aldığımız biletleri seyahat zamanından tam 4 ay önce kişi başı 9 Euro'ya almıştık. Tren her zamanki gibi çok konforlu.

9.45'de ana istasyona yanaşıyoruz. Trenden indiğimizde hemen önümüzde vaporetto durakları var. Bizim otelin konumuna (tam San Marco meydanının orada) göre zaman açısından en tasarruflu olan plana göre otele hiç uğramadan önce Murano ve Burano adasına gideceğiz. Oraları gezdikten sonra otelimize gideceğiz. Nasılsa valizimiz yok, sadece sırt çantası ve puset ile geldik.

Bu linkten kontrol ettiğimiz  10.04’de 3. Hat “Diretto Murano” isimli  vaporetto'a binmeyi hedefliyoruz. Tabi önce bilet alıyoruz. Dönem itibariyle 12 saatlik biletler satışta değil. Biz de 24 saatlik bilet alıyoruz. Ancak 24 saatlik bilet kişi başı 20 Euro. Çok pahalı geliyor bize.

Aslında 12 saat içinde 4 defa vaporettoya binmeyi planlıyoruz. Muronaya giderken, Buranoya giderken ve aktarmalı olacağı için 2 defa da Venedik'e dönerken. Tek biniş bileti de 7 Euro. O yüzden 12 saatlik almak avantajlı ama yine de bence tüm biletler çok pahalı (Biz parayı çıkarmak için ertesi sabah bir yine vaporettoya binip kanal turu yaptık.


Vaporettolar çok kalabalık
Bu vaperotto durakları bir kulübe gibi. Dışında gidecekleri güzergah ve numarası yazıyor. Bazı duraklardan birden çok hat var. Ama onlar da vaporettonun üzerindeki numaralardan takip edilebiliyor. Bir diğer önemli nokta da hattın yönü. Mesela biz önce aksi yöne giden 3. Hat durağında bekledik. Meğer Murano istikametine giden 3. Hat durağı başka yerdeymiş.  Bu vaporetto yarım saatte bir geçiyor (34 ve 04’lerde ama saatini kontrol etmek lazım, yaz ve kış saatleri farklı). Durak inanılmaz kalabalık. 3 tane vaporetto yanaşıyor ama binemiyoruz. Ancak 4. de binebiliyoruz. Saat 10.34 oldu. Yaklaşık 20 dakika sonra son durak diye bağırıyorlar ve Murano Colonna durağında inip adada inip gezmeye başlıyoruz.

Murano'da vaporetto'dan indikte sonra yürüdüğümüz ince kanal

Adada önce ince bir kanalın yanından yürüyoruz. Açıkçası adaya pek çalışmamıştık, zaten küçük bir ada diye ama yönümüzü bulmakta zorlanıyoruz. Daha doğrusu adanın neresinde olduğumuzu anlamakta zorlanıyoruz.


Bu ince kanaldan sonra karşımıza bir köprü çıkıyor. Eda pusetinde uyuduğu için pusetle inip çıkmak zor ama yine de karşı kıyıya geçmeliyiz. Zira bu köprü indiğimiz küçük adayı esas Murano adasına bağlayan köprü.


Murano'daki ana köprü Ponte Lungo. 
Murano'daki büyük kanal. 

Murano Liman Boyu, adını ben uydurdum da kesin öyle bir şeydir. 

Seyahatimizin bu 3. gününe kadar o kadar çok yer gördük ki... Hep koşturduk, önümüzde daha ne olduğunu bilmediğimiz için bulunduğumuz yerin de tadını çok çıkaramadık. Bu nedenle bu ada bana çok keyif vermiyor. Belki de okuduklarımdan etkilenmişimdir, bir çok kaynakta Murano'da bir numara olmadığını okumuştum.

Murano'da enterasan sokak çalışmaları, heykeller vs de var. 

Ada cam işçiliği ile ünlü. Biz cam fabrikalarından birine gitmeyi tercih etmiyoruz. Zaten adada geçireceğimiz 1,5 saat kadar bir zaman var. Biraz sokaklarında dolaşıyoruz. Bir cafede oturup tatlı yiyip kahve içiyoruz. (Al canton cafe, tatlıları güzel memnun kaldık). Vitrinlere bakınarak, biraz turistik alışveriş yaparak geziyoruz. Ada çok sakin.

Santa Maria Kilisesi yanındaki Al Canton Cafe

Santa Maria Kilisesi, bizden beklendiği üzere içine girmiyoruz. 

12.40 gibi adadaki başka bir duraktan ( Murano Favo durağı) 12 numaralı hatta biniyoruz. Yol yarım saat sürüyor. Burada önemli konu bu duraktan geçen bütün 12 numaralılar Burano'dan geçmiyor. (bizim gittiğimiz dönemde 39 ve 59 geçe olanlar Burano'dan geçerken 19 geçe olanlar geçmiyordu)

Yarım saat yoldan sonra, saat 13.10 gibi o muhteşem adaya varıyoruz :) Ada çok çok hoşuma gidiyor. Küçücük bir yer zaten. Hava güneşli, Eda uyuyor. Keyfini çıkara çıkara dolanıyoruz sokaklarda. Sonra bir yere oturup yemek yiyoruz.
Burano adası




Biraz daha dolaştıktan sonra dönüş yolculuğu başlıyor. İstikamet Otel. Bizim otel san marco meydanında olduğu için başlangıç durağımıza yani istasyona gidip oradan büyük kanaldan geçen bir vaporettoya binmek seçeneklerden biri. Ancak en kısa yol değil.

Onun yerine büyük kanala girmeden adanın diğer tarafından dolaşan bir güzergah seçiyoruz. Bunun için Burano’dan 20 dakikada bir (saat başı, 24 ve 44 geçelerde) kalkan Linea 12'e biniyoruz. Toplam 34 dakikada Murano Faro durağına varıyoruz. Daha sonra bu duraktan da 7, 27 ve 47’lerde geçen Linea 7’ye binip 25 dakika sonra S.Marco Zaccaria durağında iniyoruz.

Bu şekilde bile 15.25'de ayrıldığımız Burano'dan Venedik San Marco'ya varmamız 16.30'u buluyor.

Demem o ki, bu adalar aslında biraz vakit alıyor. Venedikte sayılı saatleri olanlar düşünmeliler. Ancak Burano kesinlikle buna değer.
Otelimizin karşı adasında San Giorgio Maggiore Kilisesi var.  


Otelimiz Paganelli Hotel. Yeri çok çok güzel. Biz bir gece kaldık. Ek binada konakladık. Ek bina hemen 150 metre ilerde. Temiz ve küçük bir odamız, küçük ama yeterli bir kahvaltısı vardı.
Ahlar Köprüsü

Otele eşyaları bırakıp Ahlar geçidini gören köprünün üzerinden geçerek San Marco meydanına doğru ilerliyoruz. Kış saatinin de etkisi ile hava kararmaya başlıyor. San marco meydanında güvercinlerle vakit geçiriyoruz. Hiç bir binanın içine girmeden (dükler sarayı, bazilika ya da çan kulesini ziyaret edebilirsiniz isterseniz) meydanda ve sokakta günün son saatlerinin tadını çıkarıyoruz.

Ellerine güvercin konsun diye bekleyen Eda


Kalabalığı takip ederek Rialto köprüsüne doğru ilerliyoruz. Her yerde hediyelikçiler, maskçılar, restaurantlar var. Ada turistlerle yaşıyor. Ama çok çok çok seviyorum burayı.
Ekim sonu olmasına rağmen ada son derece kalabalık, yazın nasıl olduğunu hayal edemiyoruz. 


Büyük kanalda gözümüzün kestiği bir restauranta (ristorante Florida)  girip balık ve makarna yiyoruz. Vasat. Sonra yeniden Rialto Köprüsü civarına dönüp vakit geçiriyoruz.

Tam köprünün ayağında büyük kanalın orada bir Alman biracısı buluyoruz. Kız da uyudu bu arada, kocam birasını içerken ben yine aperol ile mutluluğumu tamamlıyorum. Saat daha erken olmasına rağmen günün yorgunluğu üzerimize çöküyor. Alış veriş yapa yapa otelimize dönüyoruz.


31 Ekim 2014 Cuma

Milano-Venedik: Gitmeden önce

Venedik
Pegasus'un kış kampanyalarını seviyoruz. 29 Ekim tatilini de düşününce Pegasus'tan ucuz bilet aramaya başladık. Milano'ya bilet vardı. Milano'da çok bir şey yok diye duymuştuk. Aman dedik, ne olacak, uzun uzun cafelerinde otururuz, Eda ile dinleniriz. Mart ayında 25 Ekim için 1100 TL'ye 2 kişi ve 1 bebek Ankara aktarması dahil gidiş dönüş bilet aldık. Uçak Bergamo diye Milano'ya 1 saat uzaklıkta başka bir şehire iniyor aslında.

Milano'yu araştırmaya başladık. Oraya gitmişken 1 gün Como Gölü'nü gezeriz diye düşündük. Venedik 2,5 saatmiş. 1 gece de Venedikte kalalım dedik. Venedik-Milano arasında tam orta yerde Verona varmış, onu da programa ekledik.

Dolayısıyla bizim ayaklarımızı uzatıp kahve içeriz dediğimiz tatil, 20 aylık canavar ile oradan oraya koşturmaya döndü.

Havaalanından gelen otobüsler Milano Centrale istasyonunun orada duruyor. Como'ya da şehir içindeki istasyonun yanısıra buradan da tren var. Venedik ve diğer şehirler arası trenler de Centrale'den kalkıyor. Dolayısıyla biz de bu istasyonun yakınında kalalım dedik, nasılsa her gün Centrale'ye işimiz düşecek.

İstasyona ve metro durağına 200 metre ötede Hilton oteli vardı. Aslında ilk 2 gün ve son gün olmak üzere 3 gece kalacağımız halde check-in check-out ile uğraşmamak ve valiz toplamamak için 4 gece olarak buradan rezervasyon yaptırdık. 4 gece fiyatının ayrı ayrı alınacak 3 gece fiyatından sadece biraz pahalı olması da buna etken oldu. Otele vergi hariç 397 Euro verdik. Yani geceliği 100 Euroya geldi. Vergi ise gecelik kişi başı 5 Euro. Kahvaltı hariç aldık. Otelin en büyük eksisi odada internet olmamasıydı bence. Odada kahve makinası olması ise en büyük artısı. Yeri iyi ama bir daha gidersem şehir merkezinde kalırım. Otel her zamanki gibi booking.com'dan.

Venedik'te ise San Marco meydanının yanında büyük kanalın bittiği yerde ve vapur durağının tam önünde Hotel Paganelli'yi ayarladık. Sanırım buraya da 150 Euro verdik, yine booking.com üzerinden.Buranın vergisi günlük 3,5 Euro. Otele check-in yaparken peşin ve nakit olarak alıyorlar.

Bu sefer vize almamıza gerek kalmadı, bir önceki seyahatimizde Portekiz bize 1 yıllık vizeyi uygun görmüştü.

Venedik ve Verona'ya gitmek için biletlerimizi trenitalia'dan ayarladık. Biletler 4 ay önce satışa açılıyor ve açıldığı sırada kişi başı tek yön 9 Euro oluyor. Biz açılır açılmaz aldık, Venedik'e, oradan Verona'ya ve oradan da Milano'ya olmak üzere...

Como gölünün planı ise en uzun sürendi. Como gölü ile ilgili yorumları okurken Bellagio diye bir kasabayı çok övdüklerini okudum. Ancak buraya vapur ile gidiliyor ve sefer sayısı bizim gittiğimiz tarihler için fazla değildi. Üstelik de yol 2 saatten uzun sürüyordu. Vapur saatlerini şu siteden kontrol edebilirsiniz: Navigazionelaghi. Bellagio'dan da Milano'ya dönüş olmadığı için dönüşümüzü Varenna olacak şekilde ayarladık. Burası da Bellagio'ya vapurla 15 dakika uzaklıkta. Burası için tren biletlerini binmeden önce istasyondan aldık. Seferler trenord web sitesinden kontrol edilebilir.

Ve son hazırlığımız Da Vinci'nin Son Akşam Yemeği tablosuna rezervasyon yaptırmak oldu. Bu eseri görmek için 15 dakikalık seanslara rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Biletler günler (aylar) öncesinden tükeniyormuş. Biz gitmeden 1 ay önce aldık, aslında hiç bilet yok gözüküyordu ama bir anda döneceğimiz günün sabahına açıldı. Sabahları 9.30'da İngilizce rehberli tur var. Bize tesadüfen o seans açıldığı için onu aldık. Bileti şu siteden alabilirsiniz: Vivaticket. Biz rezervasyon ücreti, rehber ücreti dahil 28 Euro vermişiz. (Eda için bilet parası yok ama rezervasyon ücreti vardı)

Sonuçta programımız şu şekilde oluştu:


  • 25 Ekim Cumartesi: Milona'ya gidiş
  • 26 Ekim Pazar : Como-Bellagio-Varenna
  • 27 Ekim Pazartesi: Venedik-Murano-Burano
  • 28 Ekim Salı: Venedik-Verona
  • 29 Ekim Çarşamba: Milano ve dönüş


2 Eylül 2014 Salı

Lizbon - Porto: Gitmeden Önce

Porto
Şubat ayında yaz tatili için nereye gitsek diye düşünmeye başlamıştık. 
THY’den birikmiş millerimiz vardı, Şubat ayında Lizbon ve Porto’ya giden ablamlar ise öve öve bitirememişlerdi oraları. Ve hadi itiraf edeyim, Portekiz’in 1 yıllık vize verdiğini de duyduk, böylece kararımızı vermiş olduk. Bir sonraki istikamet Lizbon!


Lizbon’a bayram tatilinde gitmeye karar verdik. Yani 26 Temmuz’da. Uçak biletimizi ise 8 Şubat’ta aldık. Milleri kullanıp sadece vergilerini  verdiğimiz için tam olarak bilet fiyatını hatırlamıyorum. Sadece vergilere Ankara bağlantısı dahil 2 kişi ve 1 bebek gidiş dönüş 1200 TL para verdik. 

Planımıza göre toplam 4 gecemiz var, ve bunun 1 gecesini Porto'da geçirmeyi planladık. 

Çok yokuş olmayan bir yerde, bebek ile rahat edebileceğimiz şekilde, büyük metrekareli, merkezi bir otel aramaya başladık. Bu sefer booking.com'un yanısıra Orbitz'i de kullandık. En iyi fiyatı Orbitz'den yakalayınca oteli de ayarlamış olduk. 

Lizbon için Hotel Portugal'ı seçtik. Otel bir çok otobüs ve tramvayın geçtiği Plaça de Figueria'da. Bunun dışında ünlü turistlik cadde Rua Augusta ve önemli meydan Rossio Meydanı'na çok çok yakın. Odası oldukça büyük, temiz ve havalı. Kahvaltısı makul. Personeli çok misafirperver. 

Porto'da ise Teatro Hotel'de kaldık. Entresan bir tiyatro ambiyansı yapmışlar. Etraf epey karanlık. Oda çok büyük değildi, banyo kapısı yerine perde olması ise bizim cücenin çok hoşuna gitti. Ama yer olarak güzel. 

Bunları ayarladıktan sonra sıra vizeye geldi. Vize için aracı bir şirket yok, büyükelçiliğin kendisinden randevu ile alınıyor. Bu linkteki bilgilerden faydalanabilinir. Biz Pazartesi günü başvurumuzu yaptık, perşembe günü pasaportlarımız geldi. 1 yıl çok girişli vize verilmiş. 

Ve son ön hazırlığımız Lizbon-Porto arasındaki biletlerimizi almak. Fiyatlar ve saatler bu siteden kontrol edilip bilet alınabilir. Biz biletleri gitmeden 40 gün önceden almışız. Kişi başı gidiş-dönüş 37 Euro vermişiz. Tren Lizbon'daki Oriente istasyonundan binip Porto Campanha İstasyonunda indik.

 Portekizde taksi diğer Avrupa ülkelerine göre ucuz. 3.25 ile taksi açılıyor. Kilometre başına 0.48 Euro veriliyor. Bagaj varsa ek 1.60 Euro ödeniyor. Lizbon'da Havaalanından otel 15 Euro tuttu. Otelden Oriente istasyonuna 11 Euro. Porto'da ise Campanha'dan otel'e (Sao Bento istasyonuna) 5 Euro tuttu. Bu anlamda 2 kişi ya da daha fazla iseniz taksi bir ulaşım seçeneği olabilir. 

Tüm bu ön hazırlıklardan sonra artık Portekiz zamanı... 

4 Haziran 2014 Çarşamba

Münih: Gitmeden Önce

Bir 26 Ekim akşamı aşağı yukarı her Cumartesi olduğu gibi yine bizim küçük arkadaş grubumuz ile oturuyorken her zaman konuştuğumuz “bir beraber seyahate gidemedik” konulu sohbetimiz açılıyor. Toplam 3 aileyiz. GG ailesinin 7 yaşında kızları, AA ailesinin 6 yaşında oğulları ve bizim de 1 yaşında kızımız var. Gidelim hadi, nereye gidelim, o tarih bana uymuyor, çocuğun okulu var, benim bildirgem var vs vs derken tarih konusunda mutabakata varıyoruz. Sırada nereye gideceğimiz var. Oranın bileti pahalı, yok orası sıkıcı, orayı ben merak etmiyorum, oranın uçuş saati kötü derken elimizde neredeyse tek seçenek kalıyor: MÜNİH.

AA çifti daha önce gördüğü bu şehri çok beğeniyor, GG çifti ise zaten Almanyayı seviyor. Biz hiç almanya’yı görmemişiz.

Lufthansa’da uçak bileti ise çok uygun. Sabah 6.00’da Ankara’dan direkt Münih’e uçup, oranın saati ile 8’de şehirde oluyoruz. Döneceğimiz gün ise 19.00’da oradan biniyor, 23.00’de Ankara’da oluyoruz. Yol nedeniyle gün kaybı yaşamıyoruz. Üstüne üstlük biletler kişi başı gidiş dönüş 236 TL. Daha ne olsun? Hemen o geceyarısında saatler 00.30’u gösterirken biletleri alıyoruz. Gitmemize neredeyse 7 ay kala.

Gidişimiz 17 Mayıs Cumartesi, dönüş ise 21 Mayıs Çarşamba.

Sonrasında otel ayarlamak gerekiyor. Bir süre araştırma yapıyoruz. Çocuklar da olduğundan otelde odanın metrekaresi önemli bir parametre. Vereceğimiz para, yakınından U ve S hatlarının geçmesi de kritik. Otelde kahvaltı olmasını da tercih ediyoruz. Bu aramalara göre karşımıza HotelAmbiance Rivoli çıkıyor. Harras’taki bu otele booking.com üzerinden 3 Kasım tarihinde yine saatler 00.30’da rezervasyon yaptırıyoruz. Oda başına 4 gece için 332 Euro veriyoruz. Otelden ziyadesi ile memnun kalıyoruz, tavsiye ederim.

Bir diğer hazırlık vize. Ankara’da vizeler idata tarafından veriliyor. Vize ücreti 60 Euro, koordinasyon ücreti 23 Euro. İki kişi toplam 166 Euro veriyoruz. Neredeyse konaklamamızın yarısı kadar bir ücret bu! Hatta 2 kişi 472 liraya gidiş dönüş uçtuğumuzu düşünürsek  bir uçak bileti parası da vizeye veriyoruz. Neyse ki idata Almanya için Cumartesi günleri yarım gün çalışıyor ve sıra yok. Cumartesi sabah 9’da gidip sıra numarası alıyoruz, 10’da işimiz bitmiş olarak çıkıyoruz. 2 Hafta içinde de pasaportlarımız geliyor. Toplam 5 günlük vize vermişler!

 Akabinde programımızı yapmaya başlıyoruz. Ben her zamanki gibi dakika dakika bir program hazırlığına girişiyorum. Neyse ki daha önce giden AA çifti ana hatları ile programı çiziyorlar, bana sadece detaylar kalıyor. Google maps, bahn.de ve mvv-muenchen  siteleri çok işime yarıyor.

Münih'e 1,5 saat uzaklıkta Günzburg’ta legoland var, çocuklar da olduğundan niyetimiz oraya da gitmek. Onun planlamasını da Pazar olacak şekilde yapıyoruz. Başka gün olamıyor çünkü o zaman ulaşım için almayı planladığımız biletler çok pahalıya geliyor. Bu konuyu Legoland’e gittiğimiz gün anlatacağım. Legoland biletlerini önceden almak daha avantajlı. Gitmeden bir süre önce Legoland biletlerimizi de alıyoruz.


Böylece ön hazırlıklar tamamlanıyor. 

3 Haziran 2014 Salı

Münih 1. Gün : 17 Mayıs 2014

Ankara’dan direkt uçmanın keyfi başka… Sadece bu yüzden bile Münih’i seçmiş olabiliriz. Daha Ankara’daki çoğu arkadaşlar için gün bile başlamadan biz Münih’te gezmeye başlayacağız.

Lufthansa’nın sabah 6’daki uçağı ile yolculuğumuz başlıyor. İlk defa Lufthansa’ya biniyorum. Bacak mesafesi çok iyi. Kızım kucağımda olmasına rağmen bunalmıyorum. Ama servis bir THY olamıyor… Yine de konforlu diyebilirim.

3 saatin sonunda Münih’e iniyoruz. Lufthansa Terminal 2’ye iniyor. Biz 3 aile birbirimizi ve pusetlerimizi bekleye bekleye ilerlediğimiz için sonlarda kalıyoruz. Pasaport kuyruğu uzun değil, hiçbir şey sormadan hızlıca girişlerimizi veriyorlar. Bagaj almaya gittiğimizde de sadece bizim valizler dönüp duruyor, hemen alıyoruz.

Daha terminalden çıkmadan kiosklardan biletlerimizi alıyoruz. Programımıza göre ilk gün havaalanından tüm gün kullanabileceğimiz günlük kartlarımızı (Airport-City-Day-Ticket) almamız gerekiyor. Biz 6 yetişkin 2 çocuk ve 1 bebek olduğumuzdan 2 tane partner kart alıyoruz. Partner kartlar 5 kişiye kadar kullanılabiliyor, ve 2 çocuk 1 yetişkin sayılıyor. Ama 2 kişi bile olsan partner kart 2 tane tek kart almaktan daha ucuza geliyor. Eğer tüm yolculuklarda beraber olacaksanız 2 kişi bile olsanız partner almanız anlamlı. (Günlük partner kart 21.30 Euro, Günlük Single kart 11,70 Euro)

Metronun içinde geniş açı bir foto çekmemişim.
Bunlar beraber gittiğimiz minikler.
S8'de otele varmamızı sabırsızlıkla bekliyorlar. 


Havalanından 10 dakikada bir metro kalkıyor. S1 ve S8 hatları (metro haritası için tık) biri şehrin batısından diğeri doğusundan olacak şekilde merkeze gidiyorlar. Otelinizin konumuna göre hangi hattı tercih edeceğinize bakabilirsiniz.

Kiosklardan kartları aldıktan sonra havaalanı içindeki yönlendirmeleri takip edip metro istasyonuna ulaşıyoruz.

O sırada peronda beklemekte olan S8’e atlıyoruz. Bu arada metro biletlerini bir makineden onaylatmak gerektiğini okuduğumuzdan onları “validate” edecek yer arıyoruz ama yok! Sonunda bir görevliye soruyoruz. Meğer “Airport-City-Day-Ticket” zaten günlük bir kart olduğundan aldığımızda üzerinden tarihle geldiğinden onaylatmaya gerek yokmuş.

Niyetimiz Marienplatz’da inip otele gideceğimiz trene aktarma yapmak. Ancak gelin görün ki bizim tren sanırım ekspress. Durmuyor, taaa Passing’e gidiyor. Passing’te inip diğer yöne giden bir tren bekliyoruz. İn bin in bin yapa yapa ana Marienplatz’a ulaşmayı başarıyoruz. Oradan da U6 trenine aktarma yapıp Harras bölgesindeki Hotel Ambience Rivoli’e ulaşıyoruz.

Bu kadar uzun uzun anlattım ama saat daha 10 J

Otelde son derece sıcak karşılanıyoruz. Henüz check-in saati gelmediğinden valizlerimizi bırakıp otobüs durağına kadar gidiyoruz.

Hotel Ambience Rivol ile ilgili bilgi vereyim. S ve U durağının hemen yanında. 5 dakikada bir geçen U hattı ile bir çok yere aktarma yapabiliyoruz. 20 dakikada bir geçen S hattı ise bizi merkez istasyon olan Hbf’e bağlıyor. Otobüs durağı ise hemen karşısında. Otelin kahvaltısı tatmin edici, odaları ise gayet temiz ve büyük. Fiyat performans olarak şiddetle tavsiye edebileceğim bir otel. Biz booking.com'dan ayarlamıştık. 
Otelin hemen karşısındaki otobüs durağında
ilk hedefimiz olan Deutches Museum otobüsünü beklerken

Otobüs durağında kalmıştık… Her ne kadar metro ile daha hızlı bir ulaşım olsa da şehri de biraz görmek amacıyla otelden Deutches Museum’a otobüs ile gitmeyi tercih ediyoruz. Otelden 132 nolu otobüs ile 20 dakika uzaklıkta müze.

132 no'lu otobüs.
Yandaki cihaz sanırım biletleri geçerli hale getirmeye yarıyor. 

Müze İsar'ın hemen kıyısında.

Deutches Museum Isar nehrinin kıyısında, oldukça büyük bir müze. Gelmeden önce özellikle çocuklu kişiler için süper olduğunu, gez gez bitmediğini vs okumuştuk. Bahçesindeki gişede biraz sıra bekleyip biletlerimizi alıyoruz. Binanın içine girdiğimizde içerde de 2 gişe daha olduğunu ve onların boş olduğunu fark ediyoruz.

Deutches Museum

Müze bebek arabası ile gezmeye çok uygun değil, asansör var gerçi ama arabasız daha rahat her şey. Bizim çocuklar 6 ve 7 yaşındalardı, sanırım müzeden keyif almaları için biraz daha büyümeleri gerek. Eda ise zaten hiçbir şeyden anlamayıp huysuzluk yapmakla meşguldü J Müzeye girer girmez en üst kattaki cafeye gidip ilk yemeğimizi yiyoruz, ve tabi ilk biramızı içiyoruz. Cafe’nin makarnası ve köftesi lezzetli. Fiyat bilmiyorum, kocam aldı J

Deutsches Museum
  • Çalışma saatleri: 09.00-17.00
  • Kapalı gün: - 
  • Ücret: Tam 8,5 Euro /İndirimli 3 Euro/ Aile 17 Euro
  • En yakın istasyon:  S-Bahn için Isartor, U1 ve U2 için  Fraunhofer Strasse, 132 no’lu otobüs için Boschbrücke
Müzenin en keyifli katı bence giriş katı.
Ama Eda nihayet uyduğu için de böyle düşünüyor olabilirim. 

Yemekten sonra yukarıdan aşağıya olacak şekilde müzeyi gezmeye başlıyoruz. Eda 4.30’dan beri uyanık, huysuz. Biz yorgunuz. Açıkcası müzeyi görev icabı geziyorum. Eda uyuyunca da son katı hızlıca gezip müzenin bahçesindeki kafede alıyoruz soluğu. Diğer arkadaşlar turlarını tamamlayana kadar kahve-bira içiyoruz. O ara Eda uyanıyor, bahçesinde gezinip duruyor.
Eda

Hava kapalı olduğundan kapalı mekanlara gitme hedefimiz vardı müzeye girerken. Ancak müze çıkışında fark ettik ki sabahın 3.30’unda başlamış bir gün için 2 müze fazla olacak. O nedenle Englisher Garten’a rotamızı çevirdik.
Englisher Garten yolunda

Englisher Garten'a giden keyifli yol. 


Englisher Garten yürüyerek 20 dakika uzaklıkta. Yürüme yolu da keyifli.

Sörfçüler
Englisher Garten’ın girişindeki kalabalıktan gitmeden önce yaptığımız araştırmalar sırasında okuduğumuz sörfçülerin orada olduğunu anlıyoruz. Nehrin ufak bir kısmında sörf yapıyorlar. Onları bir müddet izledikten sonra Englisher Garten’in derinliklerine doğru ilerliyoruz. Bu devasa parkın şehrin içinde nasıl durabildiğini Ankara’lılar olarak anlamakta zorluk çekiyoruz. Bizim simge parkımız Kuğulu Park için bile mücadele vermemiz gerekiyor!


Englisher Garten

Chinesischer Turm'de bira molası
Englisher Garten’da yürüyerek Chinesischer Turm’e kadar gidiyoruz. Burada müzik yapan amcalar ve kocaman bir bira bahçesi var. Patates, bira ve alman simidi olan britzel alıyoruz. Akşam yemeği niyetine orada atıştırıyoruz. Chinesischer Trum’un biraz arkasından 54 ve 154 numaralıotobüsler geçiyor. 10 dakikada bir geçen bu otobüslerden birine binerek Giselastrasse Durağında iniyoruz. Niyetimiz buradan U6’a binip 3 durak sonra Marienplatz’da inmek. Ama indiğimiz durakta aktarma yapmaya üşenip “aman ya 3 durak değil mi, yürürüz” diyoruz. Gel gör ki bu alaman durakları uzak uzak. Yürümek epey vakit alıyor. Yine de yürüdüğümüz yollar güzel, çevreye aval aval bakınarak yürümek çok can sıkmıyor.





Hofbrauhaus

Şehir merkezine ulaşınca biraz etrafta dolaşıyoruz. Hofbrauhaus’ gidiyoruz. Bu eski biracı çok kalabalık ve gürültülü. 2 kişi olsaydık otururduk herhalde, ama kalabalık ve çocuklu olunca oturmak mümkün olmuyor. Zaten içerisi de sıcak ve nemli. Bakıyoruz her taraf yavaş yavaş kapanıyor. Viktualienmarkt’a gidiyoruz, orası da kapanmış. Saat daha 8 bile değil! En sonunda yarın erken kalkacağımızı da düşünüp otele dönüyoruz. Zaten yorgunluktan ölmüşüz.
Günün sonu Marienplatz