ulaşım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ulaşım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2016 Cuma

2 çocuk, 9 gün, 3 şehir: Budapeşte, Viyana, Bratislava - 5. Gün

Günlerden çarşamba... Bugün 11'de oteli boşaltmamız gerek, zaten 11.40'da Viyana'ya trenimiz var.


Sabah kahvaltımızı bu sefer dışarda yapmak istiyoruz. Ancak sabah epey erken olunca (08.15) saat bir yer bulmakta ve seçmekte zorlanıyoruz, yine bildiğimiz Starbucks'ın yolunu tutuyoruz. En azından katedral manzaralı kahve içip sandviç yeriz diyoruz.

Ancak bu tercih bizi mutsuz ediyor. Neyse daha 2 saate yakın vaktimiz var. Dün otelden çıkış işlemlerimizi yapmıştık. Otel akıllıca bir şekilde akşam kapımıza mektup bırakmış. Ertesi günün çok yoğun bir sabah olacağını, ödeme ve faturalama işlemini akşamdan yaparsak beklemeyeceğimizi belirtmiş.

Budapeşte sokaklarında yürüyoruz. Bir gün önce Vaci Utca'nın diğer ucundaki Cafe Anna'ya oturmuştuk, bu sefer diğer başındaki şubesine oturuyoruz. Burası Vörösmarty Meydanına yakın. Bir gün önce Anna Pancake yemiştik, çok güzeldi. Bu sefer adını hatırlamadığım bir alt sıradaki kakaolu pancakeden sipariş veriyoruz ama ı-ıh.. Anna Pancake'in yerini tutamıyor. Eda "small orange juice" siparişimize itiraz ediyor, o büyük istiyormuş, ne ara laf arasındaki ingilizceleri anlamaya başladı bu çocuk?

11'e doğru otelimize gidiyoruz ancak yukarı çıkamıyoruz! Asansör feci kalabalık. Millet asansör sırasında kavga ediyor vs. Neyse, yukarı çıkıyoruz da bunun inişi var. En üst kattayız, 7. kat. Ancak asansör gelmiyor, gelse bile önümde en az 2 asansörlük kişi ve eşya var. Serkan 2 valizi yüklenip merdivenlerden iniyor. Ben kızlarla beklemeye devam ediyoruz. Baktım çok geç kalıyoruz, 7 kat merdiveni 2 puset biri, yürüyemeyen 2 küçük çocuk ve iki sırt çantası ile tek başıma iniyorum. Kıçımdan ter aktı ifadesi bugünler için üretilmiş.

Saat bu arada 20 geçti tabi, hemen taksiye binip treni yakalamalıyız. Taksiye 15 lira veriyoruz. Ancak vakti bol olanlar ve eşyası az olanlar metro da tercih edebilir. Keleti istasyonu, Deak Ferenc'e 3 durak.




Bizim Viyana trenimiz aslında Münih treni. Viyana'dan sonra Linz'e, oradan Salzburg'a oradan da Münih'e gidiyormuş, Ne güzel tren.

Viyana'da 14.20'de oluyoruz. Otele varmamız ise metro ile yarım saat sürüyor sürmüyor. Budapeşte'de hiç kullanmadığımız metro burada bizim ana ulaşım aracımız. Zira Viyana metrosunda turnike yok. Bebek arabaları ile o turnikeler nasıl başa bela biliyor musunuz?Ayrıca her durakta mutlaka yürüyen merdiven var. Ana tren garından otelimize 2 aktarma ile varıyoruz. (U1 ve U3) Tren garından metro istasyonuna yürüyüş mesafesi epey uzun. Koca bir alan tren garı ve metro istasyonu bu alanın diğer tarafında. Yine de yürüyen bantlar ve merdivenler ile sorunsuz yürüyoruz. (2 çocuk, 2 puset, 2 valiz, 2 sırt çantası ve 2 yetişkin) Eda'nın otele varana kadar pusetinde uyuması, Nil'in de kanguruda durmayı kabul etmesi bunu kolaylaştırıyor tabi.

Otelimiz Viyana'nın alışveriş caddesi olan Mariahilfer Caddesi üzerinde. Bu cadde yer yer araç trafiğine kapalı. Metro girişi tam önünde. Cidden önünde. şehir merkezine (Stephansplatz) 2 durak. Tam karşısı McDonalds, çaprazı starbucks, yanı H&M, ötesi Mango falan bir otel önce. Yer olarak çok çok memnun kaldık. Kahvaltısı da güzel, onun dışında sıradan bi iş oteli. E, otelin adını yazmamışım! NH Collection Wien Zentrum.

Otelin bulunduğu cadde

Otele eşyalarımızı koyduktan sonra hemen hızlı bir şehir turu için kendimizi dışarıya atıyoruz. Mariahilfer caddesini takip edip Museumquarter'a geliyoruz. İşte böyle zamanlarda insan buralarda yaşamadığına kahrediyor. Burası bir müz kompleksi, ortasında avlular var. İster seril, ister çay kahve iç, ister oku... Müzelerin ortasında müze gezmekten yorulduğun an dinlen. Biz müze gezmiyoruz tabi ama yine de başka bir gün yeniden gelmek üzere ayrılıyoruz buradan.
Museumquarter
Çıkınca merkeze doğru yürüyüşümüz devam ediyor. Volkstheater ve Volksgarten'in yanından geçip Hofburg sarayını görüyoruz, ancak yine akşama yaklaşan saat yüzünden içeriye girmeden şehir turumuza devam ediyoruz.

Sırada Viyana'da benim için en keyifli yer var. Belediye sarayı (Rathousplatz) . Buranın google maps'de  fotoğraflarına bakarsanız bomboş bir alan olduğunu göreceksiniz. Ancak her türlü etkinlik de bu alanda yapılıyormuş. Noel zamanı pazar kurulması gibi. Biz gittiğimizde Euro 2016 vardı. Buraya dev ekranlar kurulmuştu ve Fan Arena yapılmıştı.  Tüm alan keyifli bir panayır yeriydi ve tüm mutfaklardan yemek ve içki standları vardı. Ben Aperolümü serkan da birasını alıyor, bir yere oturuyoruz ve "ohhhh iyi ki geldik" diyoruz
Belediye sarayı önündeki Fan Area'da bir biracı

Buradan çıktıktan sonra da tam şehir merkezine yani St. Stephan Katedralinin oraya gidiyoruz. Otelden çıkıp tüm buraları yürümemiz 4,5-5 km sürmüş. Tabi buna şehir merkezinde girip çıktığımız sokaklar, ya da kaybolduğumuz yerler dahil değil. İşte bu kadar küçük bir şehir Viyana. Aslında kocaman ama çok kompakt. Çok keyifli, çok hareketli ama çok "Alman" bir şehir. Ben çok sevdim, İtalya cıvıltısını Alman düzeni ile yaşayabildiğim bir şehir oldu.

Michaelerplatz... 

Akşam sekizde yol üstü kafelerin bir bir kapandığını görünce çok geç olmadan biz de otelimize dönelim diyoruz. Yarın sabah Bratislava'ya gideceğiz çünkü. Neden daha Viyana'yı görmeden Bratislava'ya gittiniz derseniz cevap bu yazıda: Planlama aşaması

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Prag 1. Gün: 1 Mayıs 2015

1 Mayıs tatilini ve Pegasus'un ucuz biletlerini fırsat bilip 5 günlük Prag seyahatine başlıyoruz.

Sabah 9'da Ankara'dan yola çıkıyoruz. Ben, eşim ve 2 yaşındaki kızımız. İstanbul'dan ise 12.40'da havalanıyoruz. Prag saati ile 14.20 gibi iniyoruz. Prag havalanında geliş ve gidiş terminalleri ayrı değil, gelirken de gidenlerin arasına karışıyorsunuz. İlk iş pasaport kontrolünün yanındaki bankamatikten para çekiyoruz. Pasaportta sıra yok gibi, hızlıca kontrolden geçip valizi alıyoruz. 14.45'de çıkıştayız.

Otelimize (Ventana Hotel) gitmek için daha önceden transfer ayarlamıştık. Havalanından diğer ulaşım seçenekleri de zor değilmiş, ama fiyat uygun olunca biz bunu tercih ediyoruz.24atp sitesinden ayarladığımız bu transferden çok memnun kalıyoruz.  Çıkışta elinde ismimiz yazılı kağıtla bizi karşılıyor. Bunun için tek yön 20 Euro veriyoruz. Passat ile otelimize 20 dakikada ulaşıyoruz.

Tyn Kilisesinin gotik kulelerinin sağ arkasında gözüken üçgenimsi bina bizim otelimiz. 
Otelimiz tam eski şehir meydanında. Turistik cadde Celetna'nın üzerinde. Asansörlü bir bina. Biz Eda ile daha geniş bir odaya ihtiyaç duyduğumuzdan Deluxe Room ayarlıyoruz. Orbitz üzerinden ayarladığımız bu oda meğer iki katlıymış. Otelin yeri çok merkezi, personel sıcak ve ilgili. Kahvaltı klasik avrupa kahvaltısı ve yeterli. Oda temiz ve ferah. 4 gece için 1000 Dolar vermişiz.
Astronomik Saat

Odaya yerleştikten sonra ilk işimiz eski şehir meydanını gezmek oluyor. Astronomik saat, Tyn kilisesi, Jan Hus Heykeli'ni görüp devam ediyoruz. Ancak inanılmaz kalabalık. Gittiğimiz gün başlayan Dünya Buz Hokeyi Şampiyonası ve Pazar günü 10.000 kişinin koşacağı Prag maratonu varmış, sanırım ondan. Bütün gün uçakta sıkılan Edoş etrafta koşuşturmaya başlıyor, ve biz onu kaybedeceğimiz endişesi ile pek sağı solu göremiyoruz.
Eski şehir meydanı
Meydanda sokak sanatçıları var. Bir baloncu ile epey vakit geçiriyoruz. Sonra Astronomik saatin önünden geçip kalabalığı takip ediyoruz. Karlova caddesinden Karl köprüsüne doğru ilerliyoruz. Buralarda hediyelik eşyacılar, restaurantlar, dondurmacılar, meşhur prag tatlısı Trdelnik'çiler var.

Trdelnik tatlısı
Mağazalara Eda yüzünden pek giremeden Krusta'dan bir trdelnik alıyoruz. Nefis! Şekerli ve dışı karamelize edilmiş bir hamur tatlısı. Tanesi 60 Kron. Biz genelde bir tane alıp paylaştık.

Karl köprüsü üzeri
Buradan köprüye doğru ilerliyoruz. Köprüde adım atacak yer yok. Sokak ressamları, el sanatçıları, magnetçiler vs sağlı sollu köprüyü mesken edinmiş. Fotoğraf çektirenler, tur rehberinin peşinde ördek gibi yürüyenler vs ile biz de kalabalığa kendimizi kaptırıyoruz.

Köprüden görünen çocuk parkı
Köprünün sonuna doğru sol tarafta bir çocuk parkı görüyoruz. Eda bari enerjisini atsın diyerek köprüden oraya gidiyoruz. Eda bu değişik parkta kendinden geçiyor. Kum havuzunda oynarken hafif hafif yağmur başlıyor, oradan çıkıyoruz. Oradan çıkıp yeniden aynı yolu geri yürüyoruz.

Bu eski şehir müze gibi. Her yerde bakacak bir şey var, çok hareketli...

Saat başında astronomik saatin hareketlerini bekleyen kalabalık. 
Yağmur hızlanınca odamıza geri dönüyoruz. Saat 18.30. 2 saatte topu topu 2,5 kilometre yol yürümüşüz, varın kalabalığı ve ortamın oyalayıcılığını siz düşünün.

Yağmurdan sonra bu sefer akşam yemeği için dışarı çıkıyoruz. Otelin bulunduğu caddede (celetna caddesinde) yürümeye devam ediyoruz. Bu cadde Barut kulesi ile bitiyor. Barut kulesinden sola dönünce Hükümet binası (Obecni dum) var. Biz buralara sadece dışardan bakmak ile yetindik. Biraz daha ileride ise Republic Square (namesti republiky) ve Palladium alışveriş merkezi var. Bu meydan aslında eski şehir ile yeni şehiri birleştiriyor diyebiliriz.
Memnun kaldığımız Joy Burger 

Buradan tekrar Celetna caddesine dönüyoruz, ve yol üzerinde gördüğümüz bir burgerciye (Joy Burger Bar) oturuyoruz. Burası Amerika tarzı hamburgerler yapıyor. Burada biri alkolsüz 3 bira, 1 hamburger, bir steak ve bir çocuk menüsüne toplam 700 kron veriyoruz. Yaklaşık 75 TL. Bahşiş hariç, bahşiş vermek isterseniz kredi kartından ne kadar çekilmesini istiyorsanız o kadar çekilmesini söylüyorsunuz. Biz 100 kron bahşiş verdik diye garsondan epey takdir topladık.

Karl köprüsünden Kale ve St. Vitus kilisesi
Çıkışta amacımız Eda'nın uyuması. O yüzden eski şehirin muhtelif sokaklarında yürüyoruz. Eda uyuduktan sonra ise yeniden gündüz Eda'yı takip etmekten tam gezemediğimiz eski şehir meydanı ile Karl köprüsüne yeniden gidiyoruz.
Karl köprüsünden Rudolfinum (resim ve müzik galerisi) 
Yolların arnavut kaldırımlı olmasından sebep pusetinde uyuyan kızımıza daha fazla kıyamıyor, yorgunluğumuza onu bahane ediyor ve otele dönüyoruz.
Gece Tyn Kilisesi ve hala kalabalık eski şehir meydanı

5 Mart 2015 Perşembe

Milano-Venedik 3. Gün: 27 Ekim 2014 (Venedik)

Venedik
Tadı damağımda kalan iki yere gittik bugün. Sanırım dünyanın en güzel yerleri... Ben bayıldım, ama sevmeyen de varmış, hayret...

Eda'nın erken kalkacağını bilmemiz, otelin trenin istasyona yakın olması gibi sebeplerle vakit kaybetmemek için Venedik tren biletimizi 07.05'e almıştık. Yol 2,5 saat sürüyor. Varacağımız istasyon ise Venezia S. Lucia. Trenitalia'dan aldığımız biletleri seyahat zamanından tam 4 ay önce kişi başı 9 Euro'ya almıştık. Tren her zamanki gibi çok konforlu.

9.45'de ana istasyona yanaşıyoruz. Trenden indiğimizde hemen önümüzde vaporetto durakları var. Bizim otelin konumuna (tam San Marco meydanının orada) göre zaman açısından en tasarruflu olan plana göre otele hiç uğramadan önce Murano ve Burano adasına gideceğiz. Oraları gezdikten sonra otelimize gideceğiz. Nasılsa valizimiz yok, sadece sırt çantası ve puset ile geldik.

Bu linkten kontrol ettiğimiz  10.04’de 3. Hat “Diretto Murano” isimli  vaporetto'a binmeyi hedefliyoruz. Tabi önce bilet alıyoruz. Dönem itibariyle 12 saatlik biletler satışta değil. Biz de 24 saatlik bilet alıyoruz. Ancak 24 saatlik bilet kişi başı 20 Euro. Çok pahalı geliyor bize.

Aslında 12 saat içinde 4 defa vaporettoya binmeyi planlıyoruz. Muronaya giderken, Buranoya giderken ve aktarmalı olacağı için 2 defa da Venedik'e dönerken. Tek biniş bileti de 7 Euro. O yüzden 12 saatlik almak avantajlı ama yine de bence tüm biletler çok pahalı (Biz parayı çıkarmak için ertesi sabah bir yine vaporettoya binip kanal turu yaptık.


Vaporettolar çok kalabalık
Bu vaperotto durakları bir kulübe gibi. Dışında gidecekleri güzergah ve numarası yazıyor. Bazı duraklardan birden çok hat var. Ama onlar da vaporettonun üzerindeki numaralardan takip edilebiliyor. Bir diğer önemli nokta da hattın yönü. Mesela biz önce aksi yöne giden 3. Hat durağında bekledik. Meğer Murano istikametine giden 3. Hat durağı başka yerdeymiş.  Bu vaporetto yarım saatte bir geçiyor (34 ve 04’lerde ama saatini kontrol etmek lazım, yaz ve kış saatleri farklı). Durak inanılmaz kalabalık. 3 tane vaporetto yanaşıyor ama binemiyoruz. Ancak 4. de binebiliyoruz. Saat 10.34 oldu. Yaklaşık 20 dakika sonra son durak diye bağırıyorlar ve Murano Colonna durağında inip adada inip gezmeye başlıyoruz.

Murano'da vaporetto'dan indikte sonra yürüdüğümüz ince kanal

Adada önce ince bir kanalın yanından yürüyoruz. Açıkçası adaya pek çalışmamıştık, zaten küçük bir ada diye ama yönümüzü bulmakta zorlanıyoruz. Daha doğrusu adanın neresinde olduğumuzu anlamakta zorlanıyoruz.


Bu ince kanaldan sonra karşımıza bir köprü çıkıyor. Eda pusetinde uyuduğu için pusetle inip çıkmak zor ama yine de karşı kıyıya geçmeliyiz. Zira bu köprü indiğimiz küçük adayı esas Murano adasına bağlayan köprü.


Murano'daki ana köprü Ponte Lungo. 
Murano'daki büyük kanal. 

Murano Liman Boyu, adını ben uydurdum da kesin öyle bir şeydir. 

Seyahatimizin bu 3. gününe kadar o kadar çok yer gördük ki... Hep koşturduk, önümüzde daha ne olduğunu bilmediğimiz için bulunduğumuz yerin de tadını çok çıkaramadık. Bu nedenle bu ada bana çok keyif vermiyor. Belki de okuduklarımdan etkilenmişimdir, bir çok kaynakta Murano'da bir numara olmadığını okumuştum.

Murano'da enterasan sokak çalışmaları, heykeller vs de var. 

Ada cam işçiliği ile ünlü. Biz cam fabrikalarından birine gitmeyi tercih etmiyoruz. Zaten adada geçireceğimiz 1,5 saat kadar bir zaman var. Biraz sokaklarında dolaşıyoruz. Bir cafede oturup tatlı yiyip kahve içiyoruz. (Al canton cafe, tatlıları güzel memnun kaldık). Vitrinlere bakınarak, biraz turistik alışveriş yaparak geziyoruz. Ada çok sakin.

Santa Maria Kilisesi yanındaki Al Canton Cafe

Santa Maria Kilisesi, bizden beklendiği üzere içine girmiyoruz. 

12.40 gibi adadaki başka bir duraktan ( Murano Favo durağı) 12 numaralı hatta biniyoruz. Yol yarım saat sürüyor. Burada önemli konu bu duraktan geçen bütün 12 numaralılar Burano'dan geçmiyor. (bizim gittiğimiz dönemde 39 ve 59 geçe olanlar Burano'dan geçerken 19 geçe olanlar geçmiyordu)

Yarım saat yoldan sonra, saat 13.10 gibi o muhteşem adaya varıyoruz :) Ada çok çok hoşuma gidiyor. Küçücük bir yer zaten. Hava güneşli, Eda uyuyor. Keyfini çıkara çıkara dolanıyoruz sokaklarda. Sonra bir yere oturup yemek yiyoruz.
Burano adası




Biraz daha dolaştıktan sonra dönüş yolculuğu başlıyor. İstikamet Otel. Bizim otel san marco meydanında olduğu için başlangıç durağımıza yani istasyona gidip oradan büyük kanaldan geçen bir vaporettoya binmek seçeneklerden biri. Ancak en kısa yol değil.

Onun yerine büyük kanala girmeden adanın diğer tarafından dolaşan bir güzergah seçiyoruz. Bunun için Burano’dan 20 dakikada bir (saat başı, 24 ve 44 geçelerde) kalkan Linea 12'e biniyoruz. Toplam 34 dakikada Murano Faro durağına varıyoruz. Daha sonra bu duraktan da 7, 27 ve 47’lerde geçen Linea 7’ye binip 25 dakika sonra S.Marco Zaccaria durağında iniyoruz.

Bu şekilde bile 15.25'de ayrıldığımız Burano'dan Venedik San Marco'ya varmamız 16.30'u buluyor.

Demem o ki, bu adalar aslında biraz vakit alıyor. Venedikte sayılı saatleri olanlar düşünmeliler. Ancak Burano kesinlikle buna değer.
Otelimizin karşı adasında San Giorgio Maggiore Kilisesi var.  


Otelimiz Paganelli Hotel. Yeri çok çok güzel. Biz bir gece kaldık. Ek binada konakladık. Ek bina hemen 150 metre ilerde. Temiz ve küçük bir odamız, küçük ama yeterli bir kahvaltısı vardı.
Ahlar Köprüsü

Otele eşyaları bırakıp Ahlar geçidini gören köprünün üzerinden geçerek San Marco meydanına doğru ilerliyoruz. Kış saatinin de etkisi ile hava kararmaya başlıyor. San marco meydanında güvercinlerle vakit geçiriyoruz. Hiç bir binanın içine girmeden (dükler sarayı, bazilika ya da çan kulesini ziyaret edebilirsiniz isterseniz) meydanda ve sokakta günün son saatlerinin tadını çıkarıyoruz.

Ellerine güvercin konsun diye bekleyen Eda


Kalabalığı takip ederek Rialto köprüsüne doğru ilerliyoruz. Her yerde hediyelikçiler, maskçılar, restaurantlar var. Ada turistlerle yaşıyor. Ama çok çok çok seviyorum burayı.
Ekim sonu olmasına rağmen ada son derece kalabalık, yazın nasıl olduğunu hayal edemiyoruz. 


Büyük kanalda gözümüzün kestiği bir restauranta (ristorante Florida)  girip balık ve makarna yiyoruz. Vasat. Sonra yeniden Rialto Köprüsü civarına dönüp vakit geçiriyoruz.

Tam köprünün ayağında büyük kanalın orada bir Alman biracısı buluyoruz. Kız da uyudu bu arada, kocam birasını içerken ben yine aperol ile mutluluğumu tamamlıyorum. Saat daha erken olmasına rağmen günün yorgunluğu üzerimize çöküyor. Alış veriş yapa yapa otelimize dönüyoruz.


4 Kasım 2014 Salı

Milano-Venedik 1. Gün: 25 Ekim 2014 (Milano)

Milano Duomo
Daha önce bahsettiğim gibi bugün Pegasus ile Milano-Bergamo'ya uçuyoruz. Ankara'dan sabah 8'de kalkan uçağımızı 11.45'de kalkan Bergamo uçağı takip ediyor. Yaklaşık 2,5 saat sonra Bergamo'dayız. Saat farkı yüzünden 1 saat kazanıyor ve 13.20'de havaalanına iniyoruz.

Uçaktan otobüsle bizi bir kapıya bırakıyorlar. Ve kapının dışına kadar sıra var! Pasaport kontrolü sırası. Çok çok yavaş ilerliyor. 20 dakika bekleyişten sonra daha önümüzde uzun bir kuyruk varken yeni banko açıyorlar ve "Bambiniii" diye bağırıyorlar. Bebekli yolcular bu taraftan diye yorumluyor ve pat diye sıranın en önüne geçiyoruz.

Pasaporttan hızlı geçersen bagajda beklersin teoremi yine yanılmıyor ve uzun uzun bagaj bekliyoruz. Havalanından ayrılmamız 1 saati buluyor. Gümrükten geçince bir dolu transfer otobüsü firmasının bankosu var. Biz daha önceden bildiğimiz Terravision firmasını seçiyoruz. 20 dakikada bir otobüsleri var. Tek yön 5 Euro, gidiş dönüş 9 Euro. Bankodaki adam 2 dakikaya kalkıyor diyor, biz de alıyoruz. Ama 2 dakikaya kalkanı 10 saniye ile kaçırıp bir sonrakine binebiliyoruz.

Otobüs Centrale'nin yanında indiriyor. Oradan yürüyerek otelimizi (Hilton Milan) buluyoruz. Oteli tavsiye etmiyorum bu arada. Neden bu oteli seçtiğimizi şu yazıda anlatmıştım, öncelikli neden her gün centrale istasyonunu kullanacak olmamız ve valizleri bir an önce otele atabilmemizdi. Ama internet olmaması ciddi bir dezavantaj oldu.

Otele gidip eşyaları bırakıp şehir merkezine gitmemiz 4.30 oldu. Buradan şehir merkezine çok rahat metro var. 4 durak sadece. Metro da sık sık geliyor. Metro haritası burada. Metroya 1 biniş 1,5 Euro. 24 saatlik bilet 4,5 Euro. Biz bilet makinelerinden 2 tane 1 günlük bilet aldık ama biletin parasını çıkaramadık, metroyu 2 defa kullanabildik.
Katedralin önündeki meydan
İlk işimiz meşhur Katedral'e gitmek. Bu katedral cidden şehre damgasını vurmuş, hayat çevresinde akıyor. Önündeki meydan çok kalabalık. Yerde muşamba ve boyalar var, isteyenler ismini yazıyor. Katedralin içi beni çok etkilemedi. Ama dışı gerçekten muazzam.


Duomo
  • Çalışma saatleri: 07.00-18.40
  • Kapalı gün: - 
  • Ücret: Yok, fotoğraf çekmek istiyorsak 2 Euro, asansör ile teras 12 Euro
  • Süre: İçini gezmek 15 dakika
Duomo içi
Buradan sonra Dünyanın en eski alışveriş merkezi diye bilinen Galleria Vittoria Emanuelle'ye gidiyoruz. Aslında burası cam kubbeli, artı şeklinde bir pasaj. Bir kolu Duomo'nun oradayken diğer kolu La Scala tiyatrosunun olduğu La Scala Meydanına çıkıyor.

Galleria Vittorio Emanuele II
Galleria Vittorio Emanuele II
Bu hareketli pasajı da mağazalara pek bakmadan geçiyoruz. Burası da cıvıl cıvıl bir yer. İçinden geçerek La Scala meydanına çıkıyoruz, burada olması gereken Leonardo Da Vinci heykeli tadilatta. Meydanın hemen yanında ise ünlü La Scala Opera binası var. Ancak orası da pek ilgimizi çekmiyor. 
Haritaya bakarken yanımızdaki kadının poşeti dikkatimi çekiyor. "Luini"notlarıma aldığım bir fırın. Kadına buranın yerini sorup "Panzerotti" yemeğe gidiyoruz. 
Panzerotti içindeki mozeralla ile Eda'nın imtihanı
Panzerotti, içinde mozeralla vs konulan bir çeşit hamur işi. Kalın ve puf bir hamuru var, içinde peynir sündükçe sünüyor... Kapısında uzun bir sıra vardı, ama çok hızlı ilerliyor. İri yarı bir zenci güvenlik görevlisi sıraya göre hangi kasaya gidileceğini gösteriyor. Buradan 3 tane panzerotti alıp kaldırımda yiyoruz. 

Buranın hemen karşısında bir de dondurmacı var. Orası da çok kalabalık, sanırım meşhur bir yer. 

Luini'den sonra yeniden Duomo'nun önüne çıkıyoruz. Yeniden Galleria Vittoria Emanuele'e giriyoruz, bu sefer artının diğer kolunu geziyoruz. Yan kollardan çıkıyoruz.
Durmayan Eda'yı oyalamak için bir dondurma alıp yeniden çıktığımız Scala meydanında yiyoruz.

Biraz daha ilerledikten sonra yine bir turistik cadde olan daha doğrusu lüks markaların sıra sıra dizildiği Via Montenapoleone caddesine çıkıyoruz. Mağazalarla değil ama kimin elinde ne poşeti olduğu ile ilgileniyorum ben. Caddeyi dümdüz geçince San Babila kilisesine çıkıyoruz.

San Babia kilisesi ve çocuk uyutma zaferi


Dışarıdan baktığımız bu kiliseyi arkamıza alıp Corso Vittorio Emanuele II caddesine giriyoruz. Bayraklarla donatılmış bu kalabalık ve cıvıl cıvıl cadde yeniden Duomo'ya çıkıyor.


Corso Vittorio Emanuele

Dön dolaş geldik mi Duomo'ya. Saat erken olmasına rağmen Eda uyuduğuna göre, bir yerlerde oturup bir şeyler içebiliriz.

Duomo'yu arkamıza alıp Via Mercanti'ye giriyoruz. Orada Caffe Martini diye bir yer görüp oturuyoruz. Vay anasına büyük bira 10 Euro, bir aperol 15 Euro. Ama happy hour'a denk gelmişiz, fotodaki ikramları veriyorlar ve ikramlar çok lezzetli, yanısıra da doyurucu. 25 Euro'yu iki içkiye veriyoruz ama karnımız da doyduğundan çok mutsuz değiliz.
Caffe Martini'de happy hour kapsamındaki ikramlar ve 25 Euro verdiğimiz içkiler

Buradan yeniden Duomo'nun önüne yürüyoruz ve günü sonlandırmak için metroya biniyoruz.

Duomo, gece...