Pegasus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pegasus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Prag 1. Gün: 1 Mayıs 2015

1 Mayıs tatilini ve Pegasus'un ucuz biletlerini fırsat bilip 5 günlük Prag seyahatine başlıyoruz.

Sabah 9'da Ankara'dan yola çıkıyoruz. Ben, eşim ve 2 yaşındaki kızımız. İstanbul'dan ise 12.40'da havalanıyoruz. Prag saati ile 14.20 gibi iniyoruz. Prag havalanında geliş ve gidiş terminalleri ayrı değil, gelirken de gidenlerin arasına karışıyorsunuz. İlk iş pasaport kontrolünün yanındaki bankamatikten para çekiyoruz. Pasaportta sıra yok gibi, hızlıca kontrolden geçip valizi alıyoruz. 14.45'de çıkıştayız.

Otelimize (Ventana Hotel) gitmek için daha önceden transfer ayarlamıştık. Havalanından diğer ulaşım seçenekleri de zor değilmiş, ama fiyat uygun olunca biz bunu tercih ediyoruz.24atp sitesinden ayarladığımız bu transferden çok memnun kalıyoruz.  Çıkışta elinde ismimiz yazılı kağıtla bizi karşılıyor. Bunun için tek yön 20 Euro veriyoruz. Passat ile otelimize 20 dakikada ulaşıyoruz.

Tyn Kilisesinin gotik kulelerinin sağ arkasında gözüken üçgenimsi bina bizim otelimiz. 
Otelimiz tam eski şehir meydanında. Turistik cadde Celetna'nın üzerinde. Asansörlü bir bina. Biz Eda ile daha geniş bir odaya ihtiyaç duyduğumuzdan Deluxe Room ayarlıyoruz. Orbitz üzerinden ayarladığımız bu oda meğer iki katlıymış. Otelin yeri çok merkezi, personel sıcak ve ilgili. Kahvaltı klasik avrupa kahvaltısı ve yeterli. Oda temiz ve ferah. 4 gece için 1000 Dolar vermişiz.
Astronomik Saat

Odaya yerleştikten sonra ilk işimiz eski şehir meydanını gezmek oluyor. Astronomik saat, Tyn kilisesi, Jan Hus Heykeli'ni görüp devam ediyoruz. Ancak inanılmaz kalabalık. Gittiğimiz gün başlayan Dünya Buz Hokeyi Şampiyonası ve Pazar günü 10.000 kişinin koşacağı Prag maratonu varmış, sanırım ondan. Bütün gün uçakta sıkılan Edoş etrafta koşuşturmaya başlıyor, ve biz onu kaybedeceğimiz endişesi ile pek sağı solu göremiyoruz.
Eski şehir meydanı
Meydanda sokak sanatçıları var. Bir baloncu ile epey vakit geçiriyoruz. Sonra Astronomik saatin önünden geçip kalabalığı takip ediyoruz. Karlova caddesinden Karl köprüsüne doğru ilerliyoruz. Buralarda hediyelik eşyacılar, restaurantlar, dondurmacılar, meşhur prag tatlısı Trdelnik'çiler var.

Trdelnik tatlısı
Mağazalara Eda yüzünden pek giremeden Krusta'dan bir trdelnik alıyoruz. Nefis! Şekerli ve dışı karamelize edilmiş bir hamur tatlısı. Tanesi 60 Kron. Biz genelde bir tane alıp paylaştık.

Karl köprüsü üzeri
Buradan köprüye doğru ilerliyoruz. Köprüde adım atacak yer yok. Sokak ressamları, el sanatçıları, magnetçiler vs sağlı sollu köprüyü mesken edinmiş. Fotoğraf çektirenler, tur rehberinin peşinde ördek gibi yürüyenler vs ile biz de kalabalığa kendimizi kaptırıyoruz.

Köprüden görünen çocuk parkı
Köprünün sonuna doğru sol tarafta bir çocuk parkı görüyoruz. Eda bari enerjisini atsın diyerek köprüden oraya gidiyoruz. Eda bu değişik parkta kendinden geçiyor. Kum havuzunda oynarken hafif hafif yağmur başlıyor, oradan çıkıyoruz. Oradan çıkıp yeniden aynı yolu geri yürüyoruz.

Bu eski şehir müze gibi. Her yerde bakacak bir şey var, çok hareketli...

Saat başında astronomik saatin hareketlerini bekleyen kalabalık. 
Yağmur hızlanınca odamıza geri dönüyoruz. Saat 18.30. 2 saatte topu topu 2,5 kilometre yol yürümüşüz, varın kalabalığı ve ortamın oyalayıcılığını siz düşünün.

Yağmurdan sonra bu sefer akşam yemeği için dışarı çıkıyoruz. Otelin bulunduğu caddede (celetna caddesinde) yürümeye devam ediyoruz. Bu cadde Barut kulesi ile bitiyor. Barut kulesinden sola dönünce Hükümet binası (Obecni dum) var. Biz buralara sadece dışardan bakmak ile yetindik. Biraz daha ileride ise Republic Square (namesti republiky) ve Palladium alışveriş merkezi var. Bu meydan aslında eski şehir ile yeni şehiri birleştiriyor diyebiliriz.
Memnun kaldığımız Joy Burger 

Buradan tekrar Celetna caddesine dönüyoruz, ve yol üzerinde gördüğümüz bir burgerciye (Joy Burger Bar) oturuyoruz. Burası Amerika tarzı hamburgerler yapıyor. Burada biri alkolsüz 3 bira, 1 hamburger, bir steak ve bir çocuk menüsüne toplam 700 kron veriyoruz. Yaklaşık 75 TL. Bahşiş hariç, bahşiş vermek isterseniz kredi kartından ne kadar çekilmesini istiyorsanız o kadar çekilmesini söylüyorsunuz. Biz 100 kron bahşiş verdik diye garsondan epey takdir topladık.

Karl köprüsünden Kale ve St. Vitus kilisesi
Çıkışta amacımız Eda'nın uyuması. O yüzden eski şehirin muhtelif sokaklarında yürüyoruz. Eda uyuduktan sonra ise yeniden gündüz Eda'yı takip etmekten tam gezemediğimiz eski şehir meydanı ile Karl köprüsüne yeniden gidiyoruz.
Karl köprüsünden Rudolfinum (resim ve müzik galerisi) 
Yolların arnavut kaldırımlı olmasından sebep pusetinde uyuyan kızımıza daha fazla kıyamıyor, yorgunluğumuza onu bahane ediyor ve otele dönüyoruz.
Gece Tyn Kilisesi ve hala kalabalık eski şehir meydanı

4 Kasım 2014 Salı

Milano-Venedik 1. Gün: 25 Ekim 2014 (Milano)

Milano Duomo
Daha önce bahsettiğim gibi bugün Pegasus ile Milano-Bergamo'ya uçuyoruz. Ankara'dan sabah 8'de kalkan uçağımızı 11.45'de kalkan Bergamo uçağı takip ediyor. Yaklaşık 2,5 saat sonra Bergamo'dayız. Saat farkı yüzünden 1 saat kazanıyor ve 13.20'de havaalanına iniyoruz.

Uçaktan otobüsle bizi bir kapıya bırakıyorlar. Ve kapının dışına kadar sıra var! Pasaport kontrolü sırası. Çok çok yavaş ilerliyor. 20 dakika bekleyişten sonra daha önümüzde uzun bir kuyruk varken yeni banko açıyorlar ve "Bambiniii" diye bağırıyorlar. Bebekli yolcular bu taraftan diye yorumluyor ve pat diye sıranın en önüne geçiyoruz.

Pasaporttan hızlı geçersen bagajda beklersin teoremi yine yanılmıyor ve uzun uzun bagaj bekliyoruz. Havalanından ayrılmamız 1 saati buluyor. Gümrükten geçince bir dolu transfer otobüsü firmasının bankosu var. Biz daha önceden bildiğimiz Terravision firmasını seçiyoruz. 20 dakikada bir otobüsleri var. Tek yön 5 Euro, gidiş dönüş 9 Euro. Bankodaki adam 2 dakikaya kalkıyor diyor, biz de alıyoruz. Ama 2 dakikaya kalkanı 10 saniye ile kaçırıp bir sonrakine binebiliyoruz.

Otobüs Centrale'nin yanında indiriyor. Oradan yürüyerek otelimizi (Hilton Milan) buluyoruz. Oteli tavsiye etmiyorum bu arada. Neden bu oteli seçtiğimizi şu yazıda anlatmıştım, öncelikli neden her gün centrale istasyonunu kullanacak olmamız ve valizleri bir an önce otele atabilmemizdi. Ama internet olmaması ciddi bir dezavantaj oldu.

Otele gidip eşyaları bırakıp şehir merkezine gitmemiz 4.30 oldu. Buradan şehir merkezine çok rahat metro var. 4 durak sadece. Metro da sık sık geliyor. Metro haritası burada. Metroya 1 biniş 1,5 Euro. 24 saatlik bilet 4,5 Euro. Biz bilet makinelerinden 2 tane 1 günlük bilet aldık ama biletin parasını çıkaramadık, metroyu 2 defa kullanabildik.
Katedralin önündeki meydan
İlk işimiz meşhur Katedral'e gitmek. Bu katedral cidden şehre damgasını vurmuş, hayat çevresinde akıyor. Önündeki meydan çok kalabalık. Yerde muşamba ve boyalar var, isteyenler ismini yazıyor. Katedralin içi beni çok etkilemedi. Ama dışı gerçekten muazzam.


Duomo
  • Çalışma saatleri: 07.00-18.40
  • Kapalı gün: - 
  • Ücret: Yok, fotoğraf çekmek istiyorsak 2 Euro, asansör ile teras 12 Euro
  • Süre: İçini gezmek 15 dakika
Duomo içi
Buradan sonra Dünyanın en eski alışveriş merkezi diye bilinen Galleria Vittoria Emanuelle'ye gidiyoruz. Aslında burası cam kubbeli, artı şeklinde bir pasaj. Bir kolu Duomo'nun oradayken diğer kolu La Scala tiyatrosunun olduğu La Scala Meydanına çıkıyor.

Galleria Vittorio Emanuele II
Galleria Vittorio Emanuele II
Bu hareketli pasajı da mağazalara pek bakmadan geçiyoruz. Burası da cıvıl cıvıl bir yer. İçinden geçerek La Scala meydanına çıkıyoruz, burada olması gereken Leonardo Da Vinci heykeli tadilatta. Meydanın hemen yanında ise ünlü La Scala Opera binası var. Ancak orası da pek ilgimizi çekmiyor. 
Haritaya bakarken yanımızdaki kadının poşeti dikkatimi çekiyor. "Luini"notlarıma aldığım bir fırın. Kadına buranın yerini sorup "Panzerotti" yemeğe gidiyoruz. 
Panzerotti içindeki mozeralla ile Eda'nın imtihanı
Panzerotti, içinde mozeralla vs konulan bir çeşit hamur işi. Kalın ve puf bir hamuru var, içinde peynir sündükçe sünüyor... Kapısında uzun bir sıra vardı, ama çok hızlı ilerliyor. İri yarı bir zenci güvenlik görevlisi sıraya göre hangi kasaya gidileceğini gösteriyor. Buradan 3 tane panzerotti alıp kaldırımda yiyoruz. 

Buranın hemen karşısında bir de dondurmacı var. Orası da çok kalabalık, sanırım meşhur bir yer. 

Luini'den sonra yeniden Duomo'nun önüne çıkıyoruz. Yeniden Galleria Vittoria Emanuele'e giriyoruz, bu sefer artının diğer kolunu geziyoruz. Yan kollardan çıkıyoruz.
Durmayan Eda'yı oyalamak için bir dondurma alıp yeniden çıktığımız Scala meydanında yiyoruz.

Biraz daha ilerledikten sonra yine bir turistik cadde olan daha doğrusu lüks markaların sıra sıra dizildiği Via Montenapoleone caddesine çıkıyoruz. Mağazalarla değil ama kimin elinde ne poşeti olduğu ile ilgileniyorum ben. Caddeyi dümdüz geçince San Babila kilisesine çıkıyoruz.

San Babia kilisesi ve çocuk uyutma zaferi


Dışarıdan baktığımız bu kiliseyi arkamıza alıp Corso Vittorio Emanuele II caddesine giriyoruz. Bayraklarla donatılmış bu kalabalık ve cıvıl cıvıl cadde yeniden Duomo'ya çıkıyor.


Corso Vittorio Emanuele

Dön dolaş geldik mi Duomo'ya. Saat erken olmasına rağmen Eda uyuduğuna göre, bir yerlerde oturup bir şeyler içebiliriz.

Duomo'yu arkamıza alıp Via Mercanti'ye giriyoruz. Orada Caffe Martini diye bir yer görüp oturuyoruz. Vay anasına büyük bira 10 Euro, bir aperol 15 Euro. Ama happy hour'a denk gelmişiz, fotodaki ikramları veriyorlar ve ikramlar çok lezzetli, yanısıra da doyurucu. 25 Euro'yu iki içkiye veriyoruz ama karnımız da doyduğundan çok mutsuz değiliz.
Caffe Martini'de happy hour kapsamındaki ikramlar ve 25 Euro verdiğimiz içkiler

Buradan yeniden Duomo'nun önüne yürüyoruz ve günü sonlandırmak için metroya biniyoruz.

Duomo, gece... 

31 Ekim 2014 Cuma

Milano-Venedik: Gitmeden önce

Venedik
Pegasus'un kış kampanyalarını seviyoruz. 29 Ekim tatilini de düşününce Pegasus'tan ucuz bilet aramaya başladık. Milano'ya bilet vardı. Milano'da çok bir şey yok diye duymuştuk. Aman dedik, ne olacak, uzun uzun cafelerinde otururuz, Eda ile dinleniriz. Mart ayında 25 Ekim için 1100 TL'ye 2 kişi ve 1 bebek Ankara aktarması dahil gidiş dönüş bilet aldık. Uçak Bergamo diye Milano'ya 1 saat uzaklıkta başka bir şehire iniyor aslında.

Milano'yu araştırmaya başladık. Oraya gitmişken 1 gün Como Gölü'nü gezeriz diye düşündük. Venedik 2,5 saatmiş. 1 gece de Venedikte kalalım dedik. Venedik-Milano arasında tam orta yerde Verona varmış, onu da programa ekledik.

Dolayısıyla bizim ayaklarımızı uzatıp kahve içeriz dediğimiz tatil, 20 aylık canavar ile oradan oraya koşturmaya döndü.

Havaalanından gelen otobüsler Milano Centrale istasyonunun orada duruyor. Como'ya da şehir içindeki istasyonun yanısıra buradan da tren var. Venedik ve diğer şehirler arası trenler de Centrale'den kalkıyor. Dolayısıyla biz de bu istasyonun yakınında kalalım dedik, nasılsa her gün Centrale'ye işimiz düşecek.

İstasyona ve metro durağına 200 metre ötede Hilton oteli vardı. Aslında ilk 2 gün ve son gün olmak üzere 3 gece kalacağımız halde check-in check-out ile uğraşmamak ve valiz toplamamak için 4 gece olarak buradan rezervasyon yaptırdık. 4 gece fiyatının ayrı ayrı alınacak 3 gece fiyatından sadece biraz pahalı olması da buna etken oldu. Otele vergi hariç 397 Euro verdik. Yani geceliği 100 Euroya geldi. Vergi ise gecelik kişi başı 5 Euro. Kahvaltı hariç aldık. Otelin en büyük eksisi odada internet olmamasıydı bence. Odada kahve makinası olması ise en büyük artısı. Yeri iyi ama bir daha gidersem şehir merkezinde kalırım. Otel her zamanki gibi booking.com'dan.

Venedik'te ise San Marco meydanının yanında büyük kanalın bittiği yerde ve vapur durağının tam önünde Hotel Paganelli'yi ayarladık. Sanırım buraya da 150 Euro verdik, yine booking.com üzerinden.Buranın vergisi günlük 3,5 Euro. Otele check-in yaparken peşin ve nakit olarak alıyorlar.

Bu sefer vize almamıza gerek kalmadı, bir önceki seyahatimizde Portekiz bize 1 yıllık vizeyi uygun görmüştü.

Venedik ve Verona'ya gitmek için biletlerimizi trenitalia'dan ayarladık. Biletler 4 ay önce satışa açılıyor ve açıldığı sırada kişi başı tek yön 9 Euro oluyor. Biz açılır açılmaz aldık, Venedik'e, oradan Verona'ya ve oradan da Milano'ya olmak üzere...

Como gölünün planı ise en uzun sürendi. Como gölü ile ilgili yorumları okurken Bellagio diye bir kasabayı çok övdüklerini okudum. Ancak buraya vapur ile gidiliyor ve sefer sayısı bizim gittiğimiz tarihler için fazla değildi. Üstelik de yol 2 saatten uzun sürüyordu. Vapur saatlerini şu siteden kontrol edebilirsiniz: Navigazionelaghi. Bellagio'dan da Milano'ya dönüş olmadığı için dönüşümüzü Varenna olacak şekilde ayarladık. Burası da Bellagio'ya vapurla 15 dakika uzaklıkta. Burası için tren biletlerini binmeden önce istasyondan aldık. Seferler trenord web sitesinden kontrol edilebilir.

Ve son hazırlığımız Da Vinci'nin Son Akşam Yemeği tablosuna rezervasyon yaptırmak oldu. Bu eseri görmek için 15 dakikalık seanslara rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Biletler günler (aylar) öncesinden tükeniyormuş. Biz gitmeden 1 ay önce aldık, aslında hiç bilet yok gözüküyordu ama bir anda döneceğimiz günün sabahına açıldı. Sabahları 9.30'da İngilizce rehberli tur var. Bize tesadüfen o seans açıldığı için onu aldık. Bileti şu siteden alabilirsiniz: Vivaticket. Biz rezervasyon ücreti, rehber ücreti dahil 28 Euro vermişiz. (Eda için bilet parası yok ama rezervasyon ücreti vardı)

Sonuçta programımız şu şekilde oluştu:


  • 25 Ekim Cumartesi: Milona'ya gidiş
  • 26 Ekim Pazar : Como-Bellagio-Varenna
  • 27 Ekim Pazartesi: Venedik-Murano-Burano
  • 28 Ekim Salı: Venedik-Verona
  • 29 Ekim Çarşamba: Milano ve dönüş


11 Kasım 2013 Pazartesi

Barselona: Gitmeden Önce

Teleferikten Barselona
Son dönemdeki seyahatlerin hiç birini bitirememişim. Ancak henüz onları bitirmeden, anılar tazeyken Barselona’yı yazmaya başlayalım dedim.

Önce gitmeden önceki hazırlıklar…

Barselona seyahatinin özelliği kızımızla gideceğimiz ilk seyahat olması. Hamileyken Edinburgh ve Roma’ya gitmiştik. Kız büyüdü 6 aylık oldu, biz kurtlandık. Orası mı burası mı derken hep görmek istediğimiz ama ucuza bilet bulamadığımız Barselona’ya karar verdik.

Uzun kurban bayramının sonuna doğru gitmek üzere bilet aldık. Gidiş 17 Ekim – Perşembe, Dönüş bayramdan sonraki Salı olacak şekilde bilet alınca Pegasus ile Ankara aktarması dâhil 2 kişi ve bir de bebek 1300 TL’e mal oldu.

Otel konusuna bilet almadan hiç bakmamıştık. Meğer ne pahalıymış oteller :) Bu sefer yanımızda 7,5 aylık bir bebek de olacağı için kriterler çok fazla. Booking.com’dan 4 yıldızlı, 8,5 üzerinde puanı olan, odası en az 20 metrekare (bebek yatağı da gireceği için), şehir merkezinde ve bütçemize uygun bir otel aradık. Bu kriterler göre otel bulamayınca bütçeyi arttırdık ve nihayet Hotel Barcelona Catedral’i bulduk. 5 gece için toplam 1000 Dolar verdik. Otelden çok memnun kaldık. Özellikle yeri çok rahattı. Bebekle çok rahat ettik.

Barcelona’da geçireceğimiz 6 gün 5 gece için şehri araştırırken bir günümüzü Figueres-Girona turuna ayırabileceğimizi fark ettik. Tren biletleri sadece seyahat günü alınıyor. O yüzden önden bilet almadık, ama Figueres’deki Dali Müzesinde çok sıra olduğunu okuduğumuz için bileti online sitesinden aldık. (Bu güne ait seyahat notlarını okumak için buraya tıklayabilirsiniz) Bunun dışında da başkaca bir bilet alma işimiz olmadı. Ancak Picasso müzesi ve Sagrada Familia için de online bilet almanızı tavsiye ederim.

Son olarak vize… Ben tüm evrakları toparlayayım sonra VFS Visa Services’dan randevu alırım dedim ama bana en yakın randevu tarihi olarak 2 hafta sonrasını verdiler. Hatta web sitesine göre hiç randevu saati olmadığını söylüyordu ama çağrı merkezini arayarak randevu alabildim. Pasaportlarımız ise 10 günde elimize ulaştı. 15 gün kalışlı 1 aylık multiple vize vermişler. Vize başvurusunda işimizi yarım saatte hallettik.

Biz 5 gece 6 gün kaldık. Bir günümüzü yukarıda yazdığım üzere Figueres-Girona’ya ayırdık. Ucağımız öğlen indi, öğlen kalktı. O yüzden son günü saymayabiliriz. Bize bu kadar süre yetti. Bebek olduğu için sabahları erkenden otelden çıktık, akşamları ise 9 gibi en geç odadaydık. Bazı günler öğleden sonra otelde 1-2 saat geçirdik, kızın bazı ihtiyaçları için. Bunun dışında hep dışardaydık.

Ulaşım için 10’lu metro kartlarından kullandık. Bu şekilde aldığımızda 10 biniş 10 Euro’ya geldi. Havaalanından ulaşım için de Aerobus kullandık. Pegasus terminal 2’e iniyor. O nedenle A2 hattını kullandık. Yaklaşık 35 dakikada Katalunya Meydanında olduk. Otobüs her 10 dakikada bir kalktığı için hiç beklemedik sayılır. Gidiş dönüş bileti kişibaşı 10,20 Euro’ya aldık. Dönüş biletlerinde bir tarih saat yazmadığı için 9 gün içinde olmak kaydıyla istediğiniz zaman kullanabilirsiniz.

Tüm ön hazırlıklar bu kadar… Artık gezmeye başlayabiliriz.