Uçak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uçak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2016 Salı

Yeniden Roma (Çocuklarla) - 1. gün : 14 Mayıs 2016

2 çocukla ilk seyahatimiz. Eda 3 yaş 2 aylık, Nil ise 8 aylık. Nil'in ilk yurtdışı seyahati, Eda da araya giren hamilelik, doğum ve kış yüzünden 1 yıldır seyahat etmiyor. Dolayısıyla onun da seyahat performansından emin değiliz.


Uçağımız Ankara'dan 8'de kalkıyor. 6'da çocukları uyandırıp yola çıkıyoruz. Havaalanında kahvaltımızı yapıp geciken, artık gecikmesi klasik olan Pegasus uçağımıza biniyoruz. Ne yazık ki Roma için boarding pass'leri vermiyorlar, onları İstanbul'da alacağız.

İstanbul üzerinde havada 3-5 tur attıktan sonra Sabiha Gökçen'e iniyoruz. Uçusun ilk bacağı kızlar ağlamadan tamamlandı ya, bir rahatlık geliyor bana da.

Roma uçağının 11.50'de kalkması gerekiyor. Tabi ki kalkmıyor. Biraz dışarda biraz uçak içinde bekletiyorlar. 1 saate yakın rotarla kalkıyoruz. İkinci uçuş da çok zorlamadı. Yanımızdaki faaliyet çantası, içine abur cubur doldurduğum sürpriz çantası vs Eda'yı güzel oyalıyor. Nil'i de uçak içinde bir babası gezdiriyor bir ben.. (Bebekle uçak yolculuğu için bazı tecrübelerimi şuraya yazmıştım)

İndikten sonra pasaport kontrolüne gidiyoruz. Çocuklu olduğumuz için bizi hızlı geçişe alıyorlar. Hızlıca geçiyoruz. Ancak valizler gelmek bilmiyor. Yarım saatten fazla valiz bekliyoruz.

Bu arada kiraladığımız evi işletenler ile mesajlaşıp geç kalacağımızı haber veriyoruz. Resepsiyonu olmayan bir ev tutmanın da böyle dertleri var. Bizi evde biri bekliyor, hem evi anlatacak, hem anahtarları verecek.

Valizler gelince, çocukları trende oyalamanın daha kolay olacağını düşündüğümüz için merkez tren istasyonu Termini'ye giden Leonardo Express trenine gidiyoruz. Bu tren kişi başı 14 Euro. 35 dakikada Termini'ye varıyor. Otobüse göre daha pahalı ama daha kısa bir seçenek. Yine de Pegasus ve THY'nin Terminal 3'e indiği ve buranın da trenin kalktığı yere kadar epey yürümek gerektirdiğini unutmamak gerekir.

Başta plan yaparken önce tren sonra termini'den metro diye düşünmüştük. Ancak hem geç kalmış olmamız hem kızların sabırlarının bitmesi hem de eşyalar yüzünden Termini'den taksiye binmeye karar veriyoruz. Ve ilk hata, binmeden önce adama Taksimetre demeyi unutuyoruz. o da bizi 7 Euro tutan yere 20 Euroya götürüyor. İnince pazarlık yapıyoruz. Aslında 30 istemişti. O sırada o kadar bitkiniz ki adamla mücadele edemiyoruz.

Aslında 2 çocuk ve valizle tavsiyem direkt havalanından taksi olur. Fix fiyat 48 Euro. Tüm beyaz taksilerin üzerinde bu fiyat yazıyor. Binerken yine de adamdan teyit almak gerekiyor, dolandırıcı taksi çok. Bagajlar ve diğer her şey bu fiyata dahil. Oteliniz şehir merkezindeyse başka fiyat alamıyorlar. Biz hata edip hem 48 euro ödemiş hem de in-bin vs uğraşmış olduk.

Evimiz tam şehrin göbeğinde. Via Del Corso'da. Merkezi evin avantajı büyük. Ocak vs olması da iyi, Nil'in ek gıdası açısından. Benimkiler kadar erken kalkan kızlarla ev ortamı daha iyi oluyor. Ancak günlük oda temizliği olmaması kötü tabi. Evi booking.com'dan ayarladık. Detaylar şurada. 

Önce hedefimiz market alışverişi yapmak . Ertesi gün pazar ve kahvaltı için bir şeyler almalıyız. Hemen yakında Coop marketten alışverişi yapıp, aldıklarımızı eve bırakıyoruz. Şimdi şehri gezebiliriz, tabi gücümüz kaldıysa... Zira akşam oldu bile.

Evden çıkıp Popolo Meydanına doğru giderken kızlar arabalarında uyuyakalıyorlar. Hazır onlar uyurken hemen yemek yiyelim diyoruz. Saat 7.



Yol üzerinde Piazza Augusto Imperatore meydanında Gusto diye bir restauranta oturuyoruz. Ben lazanya, Serkan sarımsaklı ve ekmek kırıntılı bir makarna söylüyor. Lazanya güzel ama soğudukça tadı kaçıyor. Spagetti de sarımsak güzel olmuş. Bira ve roze şarap eşlik ediyor bize. Servis ücreti %15 ayrıca kişi başı 2 Euro da ekmek ücreti alıyorlar. Lazanya 12 Euro, Spagetti 12 Euro. Tam ne kadar ödedik bilmiyorum.

Yemekten sonra Popolo meydanına ilerliyoruz. Bir kaç fotoğraftan sonra Nil uyanıyor. Onu kanguruya alıp via corso üzerinden sokaklara gire çıka ispanyol merdivenlerine devam ediyoruz.
Elimizde Bar Pompi'den alınmış tiramisularla İspanyol merdiveni
Via della Croce notlarımda olan caddelerden, bol sayıda meşhur lezzetli tatlar var bu sokakta. Buradan giriyoruz. Bu caddenin sonu ispanyol merdivenlerine çıkıyor. Cadde üzerinde Bar Pompi'ye giriyoruz. Meşhur tiramisu dükkanı. Dondurma ve başka tatlılar da var ama madem tiramisu ile ün yapmış biz de onu yeriz diyoruz. Bir klasik bir de fındıklı alıyoruz. Kutuda veriyorlar, yanında kaşıkla yolda yürüye yürüye yiyoruz. Zaten dükkanda 1-2 bistro masası dışında yer yok. Klasik inanılmaz güzel, ancak porsiyon büyük, yarısından sonra biraz baydı beni. Fındık ise ben çok sevmem, serkan fındıklıya bayılıyor. Çilekte gözüm kalıyor ama başka sefere diyoruz.

Elimizde tatlılarla ispanyol merdivenlerine çıkıyoruz. Ama tadilattaymış :(

Biraz meydanda vakit geçirip eve dönüyoruz.

19 Ocak 2016 Salı

Bebekle Seyahat - Bölüm 1: Uçak Yolculuğu



Biz kızımla 6 defa Avrupa seyahati yaptık. 8. ayda başlayan seyahatlerimiz 2 yaş 2 aya kadar devam etti. Ankara aktarmaları ve şehirler arası uçuşlarımızı da konuya dahil olunca kızım hayatının iki senesinde 25'ten fazla uçuş yaptı. Tüm bunların sonunda diyebilirim ki bebekle/çocukla uçak yolculuğunun nasıl geçeceği şans işi. Günü gününü tutmaz.

Her ayda bebekle seyahatin avantaj ve dezavantajları var. Misal ilk 6 ay sık sık uyudukları ve sadece anne sütü aldıkları için bebeğin uyuduğu bir zamana denk gelirse uçuş çok rahat geçecektir, ama uyanık olursa oyalamak çok zor olacaktır.

2 yaşın altına uçakta koltuk verilmiyor. Ancak yanınızdaki koltuğun boş olmasını belki sağlayabilirsiniz. 


Bebeklere koltuk verilmemesi ciddi bir fiyat avantajı sağlasa da onun da koltuğu olması, oturmasa da yanımızda boş bir koltuk olması bizi çok rahatlattı seyahatlerimizde. Düşünsenize küçükcük koltukta 22 aylık bir çocuklasınız, o önünüzdeki tepsiyi açmış ve yanınızda kocaman bir adam var. 
Bebekli yolculara sadece cam kenarı koltuk veriliyor. Bebek durmasa dışarı çıkmak bile uzun bir süreç.
Eğer tek başınıza değil de babasıyla ya da bir yakınınızla seyahat ediyorsanız, birinize cam kenarı birinize koridor olacak şekilde online check-in yapabilirsiniz. Uçak müsaitse ortanızdaki koltuk büyük olasılıkla boş kalacaktır.  
Daha da güzeli, havaalanında check-in bankosundan aranızdaki koltuğu bloke etmelerini rica etmek. Uçak uygunsa ortanızdaki koltuk check-ine kapatılıyor, böylece çantanız, oyuncaklarınız, uzun yolculukta bebeğinizi yatırabileceğiniz bir alan yaratılmış oluyor.  
 Bebek arabasını uçak kapısında bırakmak/almak avantaj sağlayabilir. 
Sağlamayabilir de belli olmaz :) Biz hep arabayı uçağın kapısında bıraktık. Bir istisna dışında da hep kapıda aldık. Bebeğimiz pusette duran bir çocuktu. Pusetler geç geliyor kapıya, o yüzden uçaktan inmek için acele etmedik (eğer uçakta feci halde sıkıldığı için ağlamıyorsa), indiğimizde koridorda pusetimiz hazırdı. Onu açıp bebeği oturtup hızlıca pasaport kontrolüne gittik. Bir de uçağa binmeden önce alanda geçirmemiz gereken 1,5-2 saatte pusetin yanımızda olması bizim için iyi oldu. Ancak 1 yaşından küçük bir bebekse kanguru ile daha rahat olabilir. 
Bazı havayolları arabanızı koymanız için büyük ve güzel bir poşet veriyor (THY). Bazıları vermiyor (Pegasus). 
Uçak içi oyalama sistemleri sistematik bir anne gerektirir.


Bizim sehayatlerden önce 1 sırt çantası oyalayıcımız oluyor. Yaşına göre, o dönemki ilgi alanlarına göre... Bunların yarısı abur-cubur. Eğer küçükse elma-salatalık vs, büyükse çubuk krakere kadar yolu var. Hatta lolipop! Yeter ki sussun. Diğer yarısı da oyuncak. Büyük bebeklerde/çocuklarda boya kalemi, oyun hamuru ve sticker uçağın tepsisi üzerinde güzel oyalıyor. Akarı kokarı sesi çok yok. Ancak o kalemler hep yere düşüyor, daracık yerlerde eğilip almak en eziyetlisi. Hiç görmediği bir kitap ya da her gün okumayı sevdiği bir kitap da olabilir. Sticker albümleri ile pencere ön koltuk, birbirinizin burnu vs gibi aklınıza gelebilecek her yeri stickerlayabilirsiniz. Zor zamanlar için telefona indirilmiş çizgi film ya da oyunlar da iş görür. Ancak dikkat, bunu inişe yakın zamanda kullanırsanız, tüm iniş boyunca telefonu kapattığınız için ağlayan bir çocuk elinizde patlayabilir. 
Ayrıca biraz yaratıcı olmak gerekir. 1 çanta oyuncak varken anahtarlık ve cüzdan boşaltma ile oynayan nice çocuk var.  

Hangi saatte uçacağınıza karar vermek önemlidir. 
Önemlidir ama biz uçak biletlerimizi hep en az 4 ay önceden aldık. 3 aylık bir çocuğun 7 aylık uyku alışkanlıklarını tahmin etmek zor. Genel olarak eğer imkan varsa nispeten keyifli oldukları sabah saatleri tercih edilebilir. Eğer ağır bir uykusu varsa gece uykusu sırasında uçmak da rahat olabilir. Ama tam uyku saatinde uçağa binmek en kötüsü. Bir şekilde uçağa binerken uykusu kaçıyor, sonra gelsin huysuz bir bebek. 
Kulakları zarar görmesin isteriz, malum tüm seyahatte kulak ağrısı çeken huysuz bir bebekle başbaşa kalmak da var. 
Doktorumuz bize çenesi oynasın yeter demişti. Anne sütü alıyorsa emzirmek, emzik alıyorsa emzik, olmadı biberonla su, mama vs iş görür. Daha büyük yaşlarda biz kalkış inişte meyve ya da çubuk kraker falan verdik. Hatta son seyahatimizde sakız ile tanıştı ve uzun bir süre onun sadece uçakta olan bir şey olduğunu sandı. 
En büyük krizler emniyet kemerinden çıkar.
Eğer 2 yaşının altındaysa bir bebek kemeri veriyorlar ve onunla kendi kemerinize bağlamak gerekiyor. Kemeri fark edebilecek yaşa gelmişse bu kemer işi hiç hoşlarına gitmiyor, çıkar çıkar diye ağlayabiliyorlar. Ya da bizimki öyle huysuz bir çocuktu. Ben çoooook çoooook bol bağlayıp ona hissettirmeden yavaş yavaş sıkıyordum. Bir de o kırmızı kemeri görmesin diye kolumun ya da battaniyesinin altına saklıyordum. 2 yaşına doğru sonra uçak yolculuklarından 1 hafta önce hazırlıklara başladık. Evde uçakcılık oynamak gibi. Yanyana dizilip "hadi ucağa bindiiiiik, hadi herkeeeesssss kemerlerini bağlaasıııııın, çıııııt, bağladık. Artık uçak uçabilirrrrr, yaşasıııın" diye maksimum neşeli ve abartılı şeyler. Ha bir de hosteslerden bahsetmek ve onları böyle öğretmen gibi sevgisi ve saygısı kazanılması gereken birileri olarak göstermek iyi oluyor. Sırf hostesin gözüne girmek için kemere razı oluyor bizimki. Bir sehayatte yanımızdan her hostes geçtiğinde ona göstermek için bağırıp durdu kemeerr kemeeeer diye mesela. 
Kucağımda kangurusunda uyuyan çocuğa kemer bağlamak için uyandıran hostesi ise asla affetmeyeceğiz (ben ve çevremizdeki tüm yolcular)  Sonradan diğer arkadaşların tecrübelerini okuyunca fark ettim ki biraz inat edip sorumluluğu alınca kanguru ile uçuşa izin veriyorlarmış. O uyduruk kemerden çok daha güvenli kanguru sonuçta. Aklınızda bulunsun.  

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Prag 1. Gün: 1 Mayıs 2015

1 Mayıs tatilini ve Pegasus'un ucuz biletlerini fırsat bilip 5 günlük Prag seyahatine başlıyoruz.

Sabah 9'da Ankara'dan yola çıkıyoruz. Ben, eşim ve 2 yaşındaki kızımız. İstanbul'dan ise 12.40'da havalanıyoruz. Prag saati ile 14.20 gibi iniyoruz. Prag havalanında geliş ve gidiş terminalleri ayrı değil, gelirken de gidenlerin arasına karışıyorsunuz. İlk iş pasaport kontrolünün yanındaki bankamatikten para çekiyoruz. Pasaportta sıra yok gibi, hızlıca kontrolden geçip valizi alıyoruz. 14.45'de çıkıştayız.

Otelimize (Ventana Hotel) gitmek için daha önceden transfer ayarlamıştık. Havalanından diğer ulaşım seçenekleri de zor değilmiş, ama fiyat uygun olunca biz bunu tercih ediyoruz.24atp sitesinden ayarladığımız bu transferden çok memnun kalıyoruz.  Çıkışta elinde ismimiz yazılı kağıtla bizi karşılıyor. Bunun için tek yön 20 Euro veriyoruz. Passat ile otelimize 20 dakikada ulaşıyoruz.

Tyn Kilisesinin gotik kulelerinin sağ arkasında gözüken üçgenimsi bina bizim otelimiz. 
Otelimiz tam eski şehir meydanında. Turistik cadde Celetna'nın üzerinde. Asansörlü bir bina. Biz Eda ile daha geniş bir odaya ihtiyaç duyduğumuzdan Deluxe Room ayarlıyoruz. Orbitz üzerinden ayarladığımız bu oda meğer iki katlıymış. Otelin yeri çok merkezi, personel sıcak ve ilgili. Kahvaltı klasik avrupa kahvaltısı ve yeterli. Oda temiz ve ferah. 4 gece için 1000 Dolar vermişiz.
Astronomik Saat

Odaya yerleştikten sonra ilk işimiz eski şehir meydanını gezmek oluyor. Astronomik saat, Tyn kilisesi, Jan Hus Heykeli'ni görüp devam ediyoruz. Ancak inanılmaz kalabalık. Gittiğimiz gün başlayan Dünya Buz Hokeyi Şampiyonası ve Pazar günü 10.000 kişinin koşacağı Prag maratonu varmış, sanırım ondan. Bütün gün uçakta sıkılan Edoş etrafta koşuşturmaya başlıyor, ve biz onu kaybedeceğimiz endişesi ile pek sağı solu göremiyoruz.
Eski şehir meydanı
Meydanda sokak sanatçıları var. Bir baloncu ile epey vakit geçiriyoruz. Sonra Astronomik saatin önünden geçip kalabalığı takip ediyoruz. Karlova caddesinden Karl köprüsüne doğru ilerliyoruz. Buralarda hediyelik eşyacılar, restaurantlar, dondurmacılar, meşhur prag tatlısı Trdelnik'çiler var.

Trdelnik tatlısı
Mağazalara Eda yüzünden pek giremeden Krusta'dan bir trdelnik alıyoruz. Nefis! Şekerli ve dışı karamelize edilmiş bir hamur tatlısı. Tanesi 60 Kron. Biz genelde bir tane alıp paylaştık.

Karl köprüsü üzeri
Buradan köprüye doğru ilerliyoruz. Köprüde adım atacak yer yok. Sokak ressamları, el sanatçıları, magnetçiler vs sağlı sollu köprüyü mesken edinmiş. Fotoğraf çektirenler, tur rehberinin peşinde ördek gibi yürüyenler vs ile biz de kalabalığa kendimizi kaptırıyoruz.

Köprüden görünen çocuk parkı
Köprünün sonuna doğru sol tarafta bir çocuk parkı görüyoruz. Eda bari enerjisini atsın diyerek köprüden oraya gidiyoruz. Eda bu değişik parkta kendinden geçiyor. Kum havuzunda oynarken hafif hafif yağmur başlıyor, oradan çıkıyoruz. Oradan çıkıp yeniden aynı yolu geri yürüyoruz.

Bu eski şehir müze gibi. Her yerde bakacak bir şey var, çok hareketli...

Saat başında astronomik saatin hareketlerini bekleyen kalabalık. 
Yağmur hızlanınca odamıza geri dönüyoruz. Saat 18.30. 2 saatte topu topu 2,5 kilometre yol yürümüşüz, varın kalabalığı ve ortamın oyalayıcılığını siz düşünün.

Yağmurdan sonra bu sefer akşam yemeği için dışarı çıkıyoruz. Otelin bulunduğu caddede (celetna caddesinde) yürümeye devam ediyoruz. Bu cadde Barut kulesi ile bitiyor. Barut kulesinden sola dönünce Hükümet binası (Obecni dum) var. Biz buralara sadece dışardan bakmak ile yetindik. Biraz daha ileride ise Republic Square (namesti republiky) ve Palladium alışveriş merkezi var. Bu meydan aslında eski şehir ile yeni şehiri birleştiriyor diyebiliriz.
Memnun kaldığımız Joy Burger 

Buradan tekrar Celetna caddesine dönüyoruz, ve yol üzerinde gördüğümüz bir burgerciye (Joy Burger Bar) oturuyoruz. Burası Amerika tarzı hamburgerler yapıyor. Burada biri alkolsüz 3 bira, 1 hamburger, bir steak ve bir çocuk menüsüne toplam 700 kron veriyoruz. Yaklaşık 75 TL. Bahşiş hariç, bahşiş vermek isterseniz kredi kartından ne kadar çekilmesini istiyorsanız o kadar çekilmesini söylüyorsunuz. Biz 100 kron bahşiş verdik diye garsondan epey takdir topladık.

Karl köprüsünden Kale ve St. Vitus kilisesi
Çıkışta amacımız Eda'nın uyuması. O yüzden eski şehirin muhtelif sokaklarında yürüyoruz. Eda uyuduktan sonra ise yeniden gündüz Eda'yı takip etmekten tam gezemediğimiz eski şehir meydanı ile Karl köprüsüne yeniden gidiyoruz.
Karl köprüsünden Rudolfinum (resim ve müzik galerisi) 
Yolların arnavut kaldırımlı olmasından sebep pusetinde uyuyan kızımıza daha fazla kıyamıyor, yorgunluğumuza onu bahane ediyor ve otele dönüyoruz.
Gece Tyn Kilisesi ve hala kalabalık eski şehir meydanı

31 Ekim 2014 Cuma

Milano-Venedik: Gitmeden önce

Venedik
Pegasus'un kış kampanyalarını seviyoruz. 29 Ekim tatilini de düşününce Pegasus'tan ucuz bilet aramaya başladık. Milano'ya bilet vardı. Milano'da çok bir şey yok diye duymuştuk. Aman dedik, ne olacak, uzun uzun cafelerinde otururuz, Eda ile dinleniriz. Mart ayında 25 Ekim için 1100 TL'ye 2 kişi ve 1 bebek Ankara aktarması dahil gidiş dönüş bilet aldık. Uçak Bergamo diye Milano'ya 1 saat uzaklıkta başka bir şehire iniyor aslında.

Milano'yu araştırmaya başladık. Oraya gitmişken 1 gün Como Gölü'nü gezeriz diye düşündük. Venedik 2,5 saatmiş. 1 gece de Venedikte kalalım dedik. Venedik-Milano arasında tam orta yerde Verona varmış, onu da programa ekledik.

Dolayısıyla bizim ayaklarımızı uzatıp kahve içeriz dediğimiz tatil, 20 aylık canavar ile oradan oraya koşturmaya döndü.

Havaalanından gelen otobüsler Milano Centrale istasyonunun orada duruyor. Como'ya da şehir içindeki istasyonun yanısıra buradan da tren var. Venedik ve diğer şehirler arası trenler de Centrale'den kalkıyor. Dolayısıyla biz de bu istasyonun yakınında kalalım dedik, nasılsa her gün Centrale'ye işimiz düşecek.

İstasyona ve metro durağına 200 metre ötede Hilton oteli vardı. Aslında ilk 2 gün ve son gün olmak üzere 3 gece kalacağımız halde check-in check-out ile uğraşmamak ve valiz toplamamak için 4 gece olarak buradan rezervasyon yaptırdık. 4 gece fiyatının ayrı ayrı alınacak 3 gece fiyatından sadece biraz pahalı olması da buna etken oldu. Otele vergi hariç 397 Euro verdik. Yani geceliği 100 Euroya geldi. Vergi ise gecelik kişi başı 5 Euro. Kahvaltı hariç aldık. Otelin en büyük eksisi odada internet olmamasıydı bence. Odada kahve makinası olması ise en büyük artısı. Yeri iyi ama bir daha gidersem şehir merkezinde kalırım. Otel her zamanki gibi booking.com'dan.

Venedik'te ise San Marco meydanının yanında büyük kanalın bittiği yerde ve vapur durağının tam önünde Hotel Paganelli'yi ayarladık. Sanırım buraya da 150 Euro verdik, yine booking.com üzerinden.Buranın vergisi günlük 3,5 Euro. Otele check-in yaparken peşin ve nakit olarak alıyorlar.

Bu sefer vize almamıza gerek kalmadı, bir önceki seyahatimizde Portekiz bize 1 yıllık vizeyi uygun görmüştü.

Venedik ve Verona'ya gitmek için biletlerimizi trenitalia'dan ayarladık. Biletler 4 ay önce satışa açılıyor ve açıldığı sırada kişi başı tek yön 9 Euro oluyor. Biz açılır açılmaz aldık, Venedik'e, oradan Verona'ya ve oradan da Milano'ya olmak üzere...

Como gölünün planı ise en uzun sürendi. Como gölü ile ilgili yorumları okurken Bellagio diye bir kasabayı çok övdüklerini okudum. Ancak buraya vapur ile gidiliyor ve sefer sayısı bizim gittiğimiz tarihler için fazla değildi. Üstelik de yol 2 saatten uzun sürüyordu. Vapur saatlerini şu siteden kontrol edebilirsiniz: Navigazionelaghi. Bellagio'dan da Milano'ya dönüş olmadığı için dönüşümüzü Varenna olacak şekilde ayarladık. Burası da Bellagio'ya vapurla 15 dakika uzaklıkta. Burası için tren biletlerini binmeden önce istasyondan aldık. Seferler trenord web sitesinden kontrol edilebilir.

Ve son hazırlığımız Da Vinci'nin Son Akşam Yemeği tablosuna rezervasyon yaptırmak oldu. Bu eseri görmek için 15 dakikalık seanslara rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Biletler günler (aylar) öncesinden tükeniyormuş. Biz gitmeden 1 ay önce aldık, aslında hiç bilet yok gözüküyordu ama bir anda döneceğimiz günün sabahına açıldı. Sabahları 9.30'da İngilizce rehberli tur var. Bize tesadüfen o seans açıldığı için onu aldık. Bileti şu siteden alabilirsiniz: Vivaticket. Biz rezervasyon ücreti, rehber ücreti dahil 28 Euro vermişiz. (Eda için bilet parası yok ama rezervasyon ücreti vardı)

Sonuçta programımız şu şekilde oluştu:


  • 25 Ekim Cumartesi: Milona'ya gidiş
  • 26 Ekim Pazar : Como-Bellagio-Varenna
  • 27 Ekim Pazartesi: Venedik-Murano-Burano
  • 28 Ekim Salı: Venedik-Verona
  • 29 Ekim Çarşamba: Milano ve dönüş


2 Eylül 2014 Salı

Lizbon - Porto: Gitmeden Önce

Porto
Şubat ayında yaz tatili için nereye gitsek diye düşünmeye başlamıştık. 
THY’den birikmiş millerimiz vardı, Şubat ayında Lizbon ve Porto’ya giden ablamlar ise öve öve bitirememişlerdi oraları. Ve hadi itiraf edeyim, Portekiz’in 1 yıllık vize verdiğini de duyduk, böylece kararımızı vermiş olduk. Bir sonraki istikamet Lizbon!


Lizbon’a bayram tatilinde gitmeye karar verdik. Yani 26 Temmuz’da. Uçak biletimizi ise 8 Şubat’ta aldık. Milleri kullanıp sadece vergilerini  verdiğimiz için tam olarak bilet fiyatını hatırlamıyorum. Sadece vergilere Ankara bağlantısı dahil 2 kişi ve 1 bebek gidiş dönüş 1200 TL para verdik. 

Planımıza göre toplam 4 gecemiz var, ve bunun 1 gecesini Porto'da geçirmeyi planladık. 

Çok yokuş olmayan bir yerde, bebek ile rahat edebileceğimiz şekilde, büyük metrekareli, merkezi bir otel aramaya başladık. Bu sefer booking.com'un yanısıra Orbitz'i de kullandık. En iyi fiyatı Orbitz'den yakalayınca oteli de ayarlamış olduk. 

Lizbon için Hotel Portugal'ı seçtik. Otel bir çok otobüs ve tramvayın geçtiği Plaça de Figueria'da. Bunun dışında ünlü turistlik cadde Rua Augusta ve önemli meydan Rossio Meydanı'na çok çok yakın. Odası oldukça büyük, temiz ve havalı. Kahvaltısı makul. Personeli çok misafirperver. 

Porto'da ise Teatro Hotel'de kaldık. Entresan bir tiyatro ambiyansı yapmışlar. Etraf epey karanlık. Oda çok büyük değildi, banyo kapısı yerine perde olması ise bizim cücenin çok hoşuna gitti. Ama yer olarak güzel. 

Bunları ayarladıktan sonra sıra vizeye geldi. Vize için aracı bir şirket yok, büyükelçiliğin kendisinden randevu ile alınıyor. Bu linkteki bilgilerden faydalanabilinir. Biz Pazartesi günü başvurumuzu yaptık, perşembe günü pasaportlarımız geldi. 1 yıl çok girişli vize verilmiş. 

Ve son ön hazırlığımız Lizbon-Porto arasındaki biletlerimizi almak. Fiyatlar ve saatler bu siteden kontrol edilip bilet alınabilir. Biz biletleri gitmeden 40 gün önceden almışız. Kişi başı gidiş-dönüş 37 Euro vermişiz. Tren Lizbon'daki Oriente istasyonundan binip Porto Campanha İstasyonunda indik.

 Portekizde taksi diğer Avrupa ülkelerine göre ucuz. 3.25 ile taksi açılıyor. Kilometre başına 0.48 Euro veriliyor. Bagaj varsa ek 1.60 Euro ödeniyor. Lizbon'da Havaalanından otel 15 Euro tuttu. Otelden Oriente istasyonuna 11 Euro. Porto'da ise Campanha'dan otel'e (Sao Bento istasyonuna) 5 Euro tuttu. Bu anlamda 2 kişi ya da daha fazla iseniz taksi bir ulaşım seçeneği olabilir. 

Tüm bu ön hazırlıklardan sonra artık Portekiz zamanı... 

4 Haziran 2014 Çarşamba

Münih: Gitmeden Önce

Bir 26 Ekim akşamı aşağı yukarı her Cumartesi olduğu gibi yine bizim küçük arkadaş grubumuz ile oturuyorken her zaman konuştuğumuz “bir beraber seyahate gidemedik” konulu sohbetimiz açılıyor. Toplam 3 aileyiz. GG ailesinin 7 yaşında kızları, AA ailesinin 6 yaşında oğulları ve bizim de 1 yaşında kızımız var. Gidelim hadi, nereye gidelim, o tarih bana uymuyor, çocuğun okulu var, benim bildirgem var vs vs derken tarih konusunda mutabakata varıyoruz. Sırada nereye gideceğimiz var. Oranın bileti pahalı, yok orası sıkıcı, orayı ben merak etmiyorum, oranın uçuş saati kötü derken elimizde neredeyse tek seçenek kalıyor: MÜNİH.

AA çifti daha önce gördüğü bu şehri çok beğeniyor, GG çifti ise zaten Almanyayı seviyor. Biz hiç almanya’yı görmemişiz.

Lufthansa’da uçak bileti ise çok uygun. Sabah 6.00’da Ankara’dan direkt Münih’e uçup, oranın saati ile 8’de şehirde oluyoruz. Döneceğimiz gün ise 19.00’da oradan biniyor, 23.00’de Ankara’da oluyoruz. Yol nedeniyle gün kaybı yaşamıyoruz. Üstüne üstlük biletler kişi başı gidiş dönüş 236 TL. Daha ne olsun? Hemen o geceyarısında saatler 00.30’u gösterirken biletleri alıyoruz. Gitmemize neredeyse 7 ay kala.

Gidişimiz 17 Mayıs Cumartesi, dönüş ise 21 Mayıs Çarşamba.

Sonrasında otel ayarlamak gerekiyor. Bir süre araştırma yapıyoruz. Çocuklar da olduğundan otelde odanın metrekaresi önemli bir parametre. Vereceğimiz para, yakınından U ve S hatlarının geçmesi de kritik. Otelde kahvaltı olmasını da tercih ediyoruz. Bu aramalara göre karşımıza HotelAmbiance Rivoli çıkıyor. Harras’taki bu otele booking.com üzerinden 3 Kasım tarihinde yine saatler 00.30’da rezervasyon yaptırıyoruz. Oda başına 4 gece için 332 Euro veriyoruz. Otelden ziyadesi ile memnun kalıyoruz, tavsiye ederim.

Bir diğer hazırlık vize. Ankara’da vizeler idata tarafından veriliyor. Vize ücreti 60 Euro, koordinasyon ücreti 23 Euro. İki kişi toplam 166 Euro veriyoruz. Neredeyse konaklamamızın yarısı kadar bir ücret bu! Hatta 2 kişi 472 liraya gidiş dönüş uçtuğumuzu düşünürsek  bir uçak bileti parası da vizeye veriyoruz. Neyse ki idata Almanya için Cumartesi günleri yarım gün çalışıyor ve sıra yok. Cumartesi sabah 9’da gidip sıra numarası alıyoruz, 10’da işimiz bitmiş olarak çıkıyoruz. 2 Hafta içinde de pasaportlarımız geliyor. Toplam 5 günlük vize vermişler!

 Akabinde programımızı yapmaya başlıyoruz. Ben her zamanki gibi dakika dakika bir program hazırlığına girişiyorum. Neyse ki daha önce giden AA çifti ana hatları ile programı çiziyorlar, bana sadece detaylar kalıyor. Google maps, bahn.de ve mvv-muenchen  siteleri çok işime yarıyor.

Münih'e 1,5 saat uzaklıkta Günzburg’ta legoland var, çocuklar da olduğundan niyetimiz oraya da gitmek. Onun planlamasını da Pazar olacak şekilde yapıyoruz. Başka gün olamıyor çünkü o zaman ulaşım için almayı planladığımız biletler çok pahalıya geliyor. Bu konuyu Legoland’e gittiğimiz gün anlatacağım. Legoland biletlerini önceden almak daha avantajlı. Gitmeden bir süre önce Legoland biletlerimizi de alıyoruz.


Böylece ön hazırlıklar tamamlanıyor. 

11 Kasım 2013 Pazartesi

Barselona: Gitmeden Önce

Teleferikten Barselona
Son dönemdeki seyahatlerin hiç birini bitirememişim. Ancak henüz onları bitirmeden, anılar tazeyken Barselona’yı yazmaya başlayalım dedim.

Önce gitmeden önceki hazırlıklar…

Barselona seyahatinin özelliği kızımızla gideceğimiz ilk seyahat olması. Hamileyken Edinburgh ve Roma’ya gitmiştik. Kız büyüdü 6 aylık oldu, biz kurtlandık. Orası mı burası mı derken hep görmek istediğimiz ama ucuza bilet bulamadığımız Barselona’ya karar verdik.

Uzun kurban bayramının sonuna doğru gitmek üzere bilet aldık. Gidiş 17 Ekim – Perşembe, Dönüş bayramdan sonraki Salı olacak şekilde bilet alınca Pegasus ile Ankara aktarması dâhil 2 kişi ve bir de bebek 1300 TL’e mal oldu.

Otel konusuna bilet almadan hiç bakmamıştık. Meğer ne pahalıymış oteller :) Bu sefer yanımızda 7,5 aylık bir bebek de olacağı için kriterler çok fazla. Booking.com’dan 4 yıldızlı, 8,5 üzerinde puanı olan, odası en az 20 metrekare (bebek yatağı da gireceği için), şehir merkezinde ve bütçemize uygun bir otel aradık. Bu kriterler göre otel bulamayınca bütçeyi arttırdık ve nihayet Hotel Barcelona Catedral’i bulduk. 5 gece için toplam 1000 Dolar verdik. Otelden çok memnun kaldık. Özellikle yeri çok rahattı. Bebekle çok rahat ettik.

Barcelona’da geçireceğimiz 6 gün 5 gece için şehri araştırırken bir günümüzü Figueres-Girona turuna ayırabileceğimizi fark ettik. Tren biletleri sadece seyahat günü alınıyor. O yüzden önden bilet almadık, ama Figueres’deki Dali Müzesinde çok sıra olduğunu okuduğumuz için bileti online sitesinden aldık. (Bu güne ait seyahat notlarını okumak için buraya tıklayabilirsiniz) Bunun dışında da başkaca bir bilet alma işimiz olmadı. Ancak Picasso müzesi ve Sagrada Familia için de online bilet almanızı tavsiye ederim.

Son olarak vize… Ben tüm evrakları toparlayayım sonra VFS Visa Services’dan randevu alırım dedim ama bana en yakın randevu tarihi olarak 2 hafta sonrasını verdiler. Hatta web sitesine göre hiç randevu saati olmadığını söylüyordu ama çağrı merkezini arayarak randevu alabildim. Pasaportlarımız ise 10 günde elimize ulaştı. 15 gün kalışlı 1 aylık multiple vize vermişler. Vize başvurusunda işimizi yarım saatte hallettik.

Biz 5 gece 6 gün kaldık. Bir günümüzü yukarıda yazdığım üzere Figueres-Girona’ya ayırdık. Ucağımız öğlen indi, öğlen kalktı. O yüzden son günü saymayabiliriz. Bize bu kadar süre yetti. Bebek olduğu için sabahları erkenden otelden çıktık, akşamları ise 9 gibi en geç odadaydık. Bazı günler öğleden sonra otelde 1-2 saat geçirdik, kızın bazı ihtiyaçları için. Bunun dışında hep dışardaydık.

Ulaşım için 10’lu metro kartlarından kullandık. Bu şekilde aldığımızda 10 biniş 10 Euro’ya geldi. Havaalanından ulaşım için de Aerobus kullandık. Pegasus terminal 2’e iniyor. O nedenle A2 hattını kullandık. Yaklaşık 35 dakikada Katalunya Meydanında olduk. Otobüs her 10 dakikada bir kalktığı için hiç beklemedik sayılır. Gidiş dönüş bileti kişibaşı 10,20 Euro’ya aldık. Dönüş biletlerinde bir tarih saat yazmadığı için 9 gün içinde olmak kaydıyla istediğiniz zaman kullanabilirsiniz.

Tüm ön hazırlıklar bu kadar… Artık gezmeye başlayabiliriz.

10 Ocak 2013 Perşembe

Roma'ya gitmeden önce

En erken aldığımız uçak bileti Roma'nınki oldu sanırım. Aralık ayında gideceğimiz seyahat için taaa Nisan ayında biletlerimizi aldık. Aman yok, bir daha binmem Pegasus'a dedikten sonra Nisan ayındaki Pegasus kampanyasına dayanamadık. 2 kişi İstanbul-Roma gidiş dönüş biletlerimizi 350 TL civarında bir paraya aldık. Ankara -İstanbul bağlantısını ise yine 130 TL'e hallettik. Yaklaşık 500 liraya biletlerimiz tamamdı.

Pegasus genelde öğlen uçuyor, Ankara'dan gideceğimizi de düşünerek bu saatler bizim için makul oluyor. Sabah 7'de evden çıktık. Oranın saati ile 13.20'de Roma'daydık. Dönüşte ise uçağımız 14.40'daydı. Otelden 11.30'da çıktık.

Oteli ise daha geç aldık. Bu sefer Orbitz yerine booking.com kullandık. Nisan ayında uçak biletlerini alırken bilemeyeceğimiz bir şeyi biliyorduk artık, ben seyahat tarihinde  7 aylık hamile olacaktım! O nedenle ücretsiz iade yapabileceğimiz bir otel arıyorduk. Uzun uzun inceledikten sonra IQ otele karar verdik. Booking.com puanı 8.9'du. Yeri iyiydi (Termini bölgesine ve ana güzergahlara yakın, opera binasının karşısında). Modern ve yeni görünüyordu. Fiyatı da normaldi. 2 kişi kahvaltı hariç ve iade garantisi ile 1100 TL'e aldık (yanlış hatırlamıyorsam 460 Euro) Roma'da oteller ayrıca vergi alıyorlar. gecelik kişi başı 3 Euro. Bunu bazı oteller nakit alıyormuş ama bizimki kredi kartıyla aldı. Kahvaltıya ise kişibaşı 10 Euro verdik ve son derece başarılı bir kahvaltıydı. Otelden çok memnun kaldık. Tavsiye ederim.

Beraber gittiğimiz ablamlar ilk gece Venedik'e gitmeye karar verdiler. Ben uzun yolu göze alamadım hamilelik durumundan ötürü. En azından ilk gece otelde dinlenmek istedim. O yüzden biz de gittiğimizin ertesi günü Floransa'ya gitmeye karar verdik. Böylece ablamlarla onların Venedik bizim Floransa turumuz sonrası yine Roma'da buluşabilecektik.

Floransa için tren biletini http://www.trenitalia.com/ 'dan aldık. 2 Aralık için bileti 18 Eylül'de almışız. Tabii ucuz olması için. Gidişi kişi başı 9 Euro, dönüşü kişi başı 19 Euro'ya almışız. Termini-havalaanı arasında çalışan tren biletinin bile 14 Euro olduğunu düşünürsek bu gayet iyi bir ücret. Yol 1,5 saat sürüyor, tren oldukça konforlu.

Son hazırlığımız ise vize oldu. İtalya vizeleri idata aracılığı ile veriliyor. Klasik vize süreci. Biz sabah 8.30 gibi gittik, 4 kişi 40 dakika sonra falan işimiz bitmişti. Randevu yok, sıra numarası ile. Tabi bizim kışın gittiğimiz göz ardı edilmesin. Yüksek sezonda uzun sıralar olabilir. Yaklaşık 1 hafta sonra 6 aylık çok girişli vizelerimizi aldık.

Bunların dışında ön hazırlık olarak bol bol internet kullandık. Roma Gezi rehberi başta olmak üzere tüm bloglar çok yardımcı oldu. Ve tabi google maps.

Biz 4 gece olarak planlama yaptık. 5 gün oradaydık ama uçağımız öğlen indi, öğlen kalktı. Saat bazında bakarsak tam 4 gün geçirmiş olduk. Bu günlerden birini Floransa'da geçirdik. Hem Roma hem Floransa için bu süreler gayet yeterli oldu. Ancak biz çok müze vs gezmedik. Yine de iyi bir tempoda bu şekilde bir seyahatin yeterli olacağını düşünüyorum.

22 Nisan 2012 Pazar

Uzak Doğu 1. gün : 24 Şubat 2012

Bangkok
İlk gün aslında yol... O yüzden uzun bir yazı olmayacak bu...
Bangkok, Singapur turunu ETS’den satın aldık. Uzak uçuş olduğu için THY yani aktarmasız olması en önemli kriterimizdi. Pek turla bir yerlere gitmeyi sevmiyoruz ama ilk defa Avrupa dışında bir yere gideceğimiz için ve otel+uçak bileti bizim kendi başımıza alacağımız uçak biletinden ucuza geleceği için ETS ile gitmeyi tercih ettik. Erken rezervasyon indirimi ile 1000 Euro verdik. Ankara bağlantısını ise kendimiz ayarladık. Tur 24 Şubat’ta 19.45 İstanbul-Bangkok uçağı ile başladı.
Öncesinde pek bir hazırlık yapmadım. Aslında çok yapmak istedim ama internetten çok anlamlı olmadı. Zaten turla gideceğimiz için, ve bazı yerlerde onlara bağlı olacağımız için bir program yapma şansımız da olmadı.
Vize desen, o da yok. Ne güzel bir şey vizeye gerek kalmadan ülke ülke gezebilmek. Devlet memuru olmadığıma sadece bu vize işi aklıma geldiğinde üzülüyorum.
Tura 2 gün kala rehberimiz aradı, kendisini tanıttı, yanımıza almamız gereken şeyleri söyledi. (Şemsiye, yağmurluk, güneş kremi...) Hoşumuza gitti. Uçağa binene kadar kendisi ile tanışmadık. Uçakta ise yine yanımıza geldi. Yusuf Bey...

THY ile gitmek aktarmasız ucuş olduğu için avantajlı
Uçuş süper olmasa da rahattı...
THY’nin en güzel avantajı saatleri. 19.45’de bindik. Sabah yerel saatle 09.00’da indik. Uçuş 8 saat sürdü. 5 saat de saat farkı var.

15 Ocak 2012 Pazar

Paris'e gitmeden önce


Yine ucuz bilet nedeniyle Paris’e gitmeye karar veriyoruz. Ancak bu sefer yalnız değiliz, sevgili ablam ve eniştem (Bundan sonra onlara Sinem ve Volkan diyeceğiz) de bizimle olacak. Ancak onlar biriken milleri ile seyahat edeceklerinden onlarla Paris’te otelde buluşacağız. Biz Pegasus ile Orly’e uçtuk, onlar THY Business Class ile Charles De Gaulle’a uçtular. Aramızda sınıf farkı var :)

Biz uçak biletini 2 kişi Ankara aktarması gidiş dönüş yaklaşık 1000 liraya aldık. Haziran başındaki seyahatimiz için Şubat ayında bileti aldık. Gidişimiz Cumartesi, dönüşümüz Çarşamba günü. Bu ve diğer Avrupa seyahatleri için önerim eğer 5-6 günlük bir seyahat planlanacaksa dönüşün Pazar gününe gelmesi. Bunun iki nedeni var:

1. Bazı müzeler Pazartesi, diğerleri ise Salı günü tatil.
2. Pazar günleri Avrupa şehirleri ölü! O nedenle bu ölü günü yol ile geçirmek bana anlamlı geliyor.

Otel olarak Hotel Magenta Paris’i seçtik. Küçük temiz ve hoş bir otel. Yeri de fena değil. Ancak bugün yeniden Paris’e gitsem metro hatlarının kesişiminde olan bir otel seçmek isterim. Biz biraz çok aktarma yapmak zorunda kaldık. Ha aktarma yapmak dert midir? Değildir:)
Otel Gare de l’Est’e yakın. Doğu Garı’na yani. Buraya yürüyerek 5-7 dakika.Daha yakındaki durak ise Jacques Bonsergent. Otele 4 gece için 2 kişilik odaya 271 Euro vermişiz.

Vize konusunu ise pek konuşmak istemiyorum. Çok fazla ülke gezmedim ama Fransa vize başvurusunda gördüğüm muameleyi hiç bir yerde görmedim. Randevu vs alıyorsun ama saatlerce bekliyorsun. Gerçi şimdi bu yazıyı hazırlarken baktım, özel bir şirkete vermişler bu işi. Sanırım artık düzelmiştir. Randevu süreçleri vs ile ilgili detaylı bilgiyi buradan bulabilirsiniz: http://www.vfsglobal.com/france/turkey/

Paris çok büyük bir şehir, o nedenle şehri bölgelere ayırıp hangi gün neresi gezilecek diye belirlemekte fayda var.

Yine ön hazırlık olarak yapılması gerekenlerin başında Eiffel Biletini internetten satın almak var. Önerim güneşin batma saatine yakın bir saate rezervasyon yapmak. Böylece gündüz çıkıp akşam inip Paris’in iki yüzünü görebilirsiniz, üstelik sıra beklemeden:) Bileti alınca çıktı alıp yanınızda götürmeniz yeterli. Yani size bir şeylerin postalanmasını beklemiyorsunuz. Bilet almak için: http://www.eiffel-tower.com/

Bir diğer ön hazırlık Museum Pass almak olabilir. Biz internetten almadık, ama ilk gün 1 saatimizi bunu almaya harcadık, ben öyle her müze girişinde vs bulunan bir şey sanmıştım, oysa öyle değilmiş. Ancak bu satış noktaları şu anda artmış olabilir. Hem sıra beklemeleri minimize etmek, hem de maliyetleri azaltmak için museum pass’in şart olduğunu düşünüyorum. Satın almak ya da nerelerden alınabilinebileceğini incelemek için bu adresi kullanabilirsiniz. İlk kullandığınız an başladığı için dilediğiniz an satın alabilirsiniz. Biz bir Paris Turizm Ofisinden satın aldık.

Bu arada biz Haziran 2010’da gittik, ancak bu yazıyı Ocak 2012’de yazıyorum. Dolayısı ile bilgiler 1,5 yıllık.