31 Mayıs 2014 Cumartesi

Münih 3. Gün : 19 Mayıs 2014

Bugün diğer günlerin aksine bir yol telaşımız olmadığı için geç kalkıyoruz, 7’de J Kahvaltımızı yaptıktan sonra Nymphenburg sarayına gitmek için üzere 8.15’de yola çıkıyoruz.

Nymphenburg’a en yakın giden vasıta tramvay. Tramvay ise Sendlinger Tor’dan geçiyor. O yüzden önce metro ile Sendlinger Tor’a gidiyoruz, oradan Tramvaya aktarma yapıyoruz. 20 dakikada bir geçen tramvay neyse ki hemen geliyor (Aslında ben otelden çıkış saatimizi o tramvay saatine göre ayarlamıştım, tesadüf değil yani, planlı bir çalışmanın sonucu). 20 dakika sonra Nymphenburg durağında iniyoruz. Saray yolun sonunda…
Tramvay durağındaki bilgilendirme.
Biz 17 Nolu tramvayı bekliyoruz. 
Bugün ve sonraki 2 gün için aldığımız ulaşım kartlarından bahsedeyim bu noktada. 3 günlük City Tour Card almıştık ilk geldiğimiz gün. Bu kartlar tek kişilik ya da 5 kişiye kadar grup şeklinde oluyor. Biz yine 2 tane 3 kişilik Partner kart aldık. Son gün havaalanına giderken de bunu kullanacağımızdan sadece şehir içini kapsayan “innerdistrict” yerine tüm şehri kapsayan “entire network” aldık. Bu şekilde kartların tanesi 53,90 Euro oldu. Yani toplam 107,80 Euro verip 6 yetişkin ve 2 çocuklu grubumuzun tüm ulaşım maliyetini halletmiş olduk. Tek kişilik bilet ise 32,90 Euro.
Bu bilet aynı zamanda bazı yerlerde indirim de sağlıyor. Bunun listesine de buradan ulaşabilirsiniz.

Saraya girmeden ön bahçesi karşılıyor bizi. Çok etkileyici.

Saraya girerken bir hediyelik eşya dükkanı ve içindeki bilet satış yeri karşılıyor bizi. Sarayın girişi çocuklara ücretsiz, yetişkinlere ise 6 Euro. Biletlerimizi alırken ulaşım için kullandığımız kartları da kullanıp ek 1 Euro’luk indirim alıyoruz.
 
Ön Bahçe

Saray tavan

Saray 2 kanattan oluşuyor. 1 katını gezebiliyorsunuz. Üst kata çıkarken eğer bir erişim sorununuz ya da bebek arabanız varsa asansör kullanabiliyorsunuz. İçeriye çanta, içecek vs almıyorlar. Bunları koyabileceğiniz bir vestiyer var. İlk kata çıkınca saray 2 kanata ayrılıyor. Odaların numarasına göre gezebiliyorsunuz. Bizim gittiğimiz zaman neredeyse 1 kanat tadilattaydı. Tek kanadını gezebildik. Bizi çok etkilemedi. İçerisi de bomboş olduğundan çok hızlı gezdik. 40 dakikada bahçeye çıkmıştık bile. Internette okuduğum yorumlarda içeriye en az 3 saat vakit ayırmak gerektiği yazıyordu. Sanırım biz böyle yerleri gezmeyi beceremiyoruz :)

İçerisi o kadar boş ki Eda ortalarda koşturabiliyor. 
Nymphenburg’un bahçeleri çok büyük ve keyifli. Arkasında bir orman var desek yeri. Bahçelerde gezindikten sonra bahçenin içindeki bir cafeye oturuyoruz. Bira-kahve içip tatlı yiyoruz. 3 farklı tatlı alıyoruz, herkes kendi aldığı tatlıyı beğeniyor :) Ben elmalı pay almıştım, güzeldi valla. 

Bu cafe'nin arkasından Botanik bahçesine geçiş var. Botanik bahçesinin iki kapısından biri Nypmhenburg Bahçeleri ile bitişik. Küçük bir geçiş ama bahçenin içinde yönlendirme tabelaları olduğundan Botanik Bahçesi kolayca bulunuyor. 

Botanik bahçesi (botanischer garten) 21 hektarlık büyük bir bahçe. Sabah 9'da açılıyor, mevsimine göre 18-19'a kadar açık kalıyor. 18 yaş altındakilere ücretsiz. Büyüklere ise 4 Euro. Eğer City Tour Card'ınız varsa 2,5 Euroya iniyor fiyat.
 İçeride bir cam sera var (glass house). Burada değişik iklimlerin bitkilerini de görebiliyorsunuz. Özellikle sıcak ve nemli iklimlerin. Burası için ayrıca bir ücret ödemenize gerek yok. 
Botanik Bahçesi - Glass House

Botanik bahçesini 1 saat 15 dakika gibi bir sürede geziyoruz. Artık karnımız aç. Bugünün sabahında sarayda uzun süre kalırız, acıkırız, bahçesinde yeriz diye sandviçler almıştık. Ancak saray kısa sürünce aldığımız sandviçleri Botanik Bahçesinin cafesinde yemeğe karar veriyoruz. İçeceklerimizi oradan alıp yemeklerimizi çantadan çıkarıyoruz :) Eda'ya oradaki cafeden aldığım makarna ise son derece lezzetli. Ondan çok ben yemiş olabilirim.

Arka kapısından girdiğimiz bahçenin ön kapısından çıkıyoruz. Bu kapının biraz ilerisinde tramvay durağı var. Geldiğimiz 17 nolu tramvay ile geri döneceğiz. Amacımız şehir merkezi.
Karlsplatz'dan MarienPlatz'a giden araçlara kapalı cadde. 

17 No'lu tramvay'dan (bu arada bu tramvay için şehir turu tramvayı diyorlar, ilgi çekici yerlerden geçtiği için) Karlsplatz'da iniyoruz. Niyetimiz dolana dolana yine Marienplatz'a gitmek. Bundan sonrası bende çok bulanık :) Nedense yaptıklarımızı hatırlamakta zorlanıyorum. Muhtemelen şehir merkezini bilen arkadaşlarla gitmenin etkisi. Onların peşine takılıp aval aval gezdiğimden duruma pek hakim değilim. Hatırlayabildiğim kadarıyla anlatayım.

Fraunkirche

Eski Belediye Sarayı


Mola için oturduğumuz cafe


Yeni Belediye sarayı

Karlzplatz'dan şehir merkezine doğru yürürken biraz hediyelik eşya bakıyoruz (ki bu anlamda çok dükkan yok) biraz outdoor mağazalarını geziyoruz. Marienplatz'a varmadan sola dönüp Frauenkirche'i ziyaret ediyoruz. Hemen köşesindeki bir yerde (Andechser am Dom) oturuyoruz. Zaten bu civarda hep böyle turistlik publar var. Buradan ayrılıp Eski (Altes Rathaus) ve Yeni (Neues Rathaus) Belediye Sarayını dışardan görüyoruz.

Viktualienmarkt'ta bir vitrin

Viktualienmarkt'taki bira bahçesi ve benimkiler :)

Şimdiki hedefimiz Viktualienmarkt. Burası bir pazar, daha doğrusu hal. Peynirciler ve şarkütericiler (sosisçiler) var. Ortasında ise bir bira bahçesi. Biz biraz çevreye bakınıp, biraz abur cubur alıp yolumuza devam ediyoruz.

Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz şey ise sanırım bira yasası anısına dikilmiş. Üzerindeki yazıyı google'dan arayınca öyle çıktı :)


Yamuk çekilmiş Asamkirche

Bir sonraki hedefimiz Asamkirche'ye giderken yol üzerindeki (ki bu yol Sendlinger Strasse) "Bears&Friends" isimli jeliboncuya uğrayıp çocukların (ve büyüklerin) gönlünü yapmayı unutmuyoruz.

Biz Asamkircheye vardığımızda kapanmıştı. Ancak parmaklıklar arkasından fotoğrafını çekebildik.

Daha önce methini duyduğumuz Jesas Dondurmacısı aslında ana hatların biraz dışında. Ancak yanındaki cafeyi de methettiklerinden oraya gitmek istiyoruz. Burası Sendlinger Tor'a 1 km mesefade (Klenzestraße 97 adresinde) Yürüyerek oraya gidiyoruz.

Önce cafede bir şeyler yiyip (menüsü biraz değişmiş, tavuk şinitzel umuduyla gitmiştik, yokmuş, bir şeyler bulmakta zorlandık) sonra da dondurmacıda dondurma yiyoruz. Dondurma nefis. Özellikle çikolatalası... Sanki dondurma değil nutella kaşıklıyorsun. O kadar yoğun bir çikolata tadı.


Olimpiyat kulesinden Münih

Buradan sonraki hedefimiz Olimpiapark. Bunu özellikle gün batımına bıraktık. Çünkü oradaki Olimpiyat kulesine gün batımında güzel fotoğraflar yakalamayı, ve Münih'i tepeden hem gece hem de gündüz görmeyi umut ediyoruz. Ama artık yorgunuz. Orijinal programımızdaki gibi marienplatza dönüp oradan aktarma yapmayacağımızdan en yakın metro istasyonuna bakıyoruz. En yakın durak FraunhoferStrasse. Buradan aktarma yapacağız.

Aktarma yaparken bir yanlış karar veriyoruz. Çıkacağımız kule olimpiaparkın kuzeydoğusunda. Biz Westfriedhof'ta metrodan inip parkın güneybatısından girelim, çapraz şekilde parkı geçelim, bu arada parkı görelim, kuleye çıkalım, parkın kuzeydoğusundan da çıkalım diyoruz. Aslında bu plan mantıklı. Ama mesafeler uzun, biz biraz oyalanmışız ve güneş batıyor.
Gün batımında tepede olma amacına ulaşıyoruz.
 O yüzden neredeyse koşarak parkı geçiyoruz. Kuleye varıyoruz.
190 metre yükseklikteki bu kuleye son derece hızlı bir asansör ile çıkılıyor. Her gün gece yarısına kadar açık. Yetişkin 5,5 Euro, çocuklar 3,5 Euro. Sanırım burada da city tour card indirimi var. Asansör kapalı bir alana çıkarıyor. Eğer isterseniz bir kat çıkıp açık alana ulabilirsiniz. Elbette buranın korkulukları yüksek, o yüzden bir kat daha çıkıp daha kuçuk bir alanda korkuluk derdi olmadan manzarayı seyredebilirsiniz. Tabi rüzgar izin verirse... 
Rüzgar yüzünden dışarıda durmak bile zor. 

Biz çıktığımızda saatinde etkisi ile çok rüzgarlıydı. Biraz manzarayı izledikten sonra kapalı alana geçtik. Kapalı alanda daha uzun uzun inceyelebiliyorsunuz ama hava karardıkça camlardan tek görebildiğiniz kendiniz oluyor. İçerisi yine çok boş. Münihte turist yok.

Yeniden asansörü çağırıp yarım saatin sonunda aşağıya iniyoruz. Biraz parkın içindeki parklarda oturup, BMW Weltin arkasındaki duraktan otelimize dönüyoruz.
Gecenin sonu. Arkamız BMW kompleksi, solumuz Olimpiapark

30 Mayıs 2014 Cuma

Münih 4. Gün: 20 Mayıs 2014

Geldik Münih'teki 4. günümüzeeee...
Bugünün programına göre önce Rezidenz'e sonra da Hayvanat Bahçesi'ne gideceğiz.

Otelden 8.40 gibi ayrılıp Metro ile Odeonplatz'a gidiyoruz. Rezidenz, yani şehir sarayı, bu durağa 300 metre uzaklıkta.  Odeonplatz durağından çıkıp rezidenz'e doğru yürürken aşağıdaki şekilde bir görüntü ile karşılacaksınız. Sağdaki sarı bina Theatinerkirche, karşısı ise Feldherrnhalle. Sağ taraf ise Rezidenz.



Biz Theatinerkirche ve Feldherrnhalle'e dışardan bakınmak sureti ile tamamlıyoruz. Zaten buraların neresi olduğunu bu satırları yazarken öğrendim :)  
İçerisi bir Münik Klasiği olarak bomboş.

Restarasyon çalışması yapıyor

Rezidenz, her gün 09.00-18.00 saatleri arasında açık. Müze, hazine ve tiyatro olmak üzere gezebilecek 3 yeri var. Biz sadece müzeye ve hazineye girdik. Tek başına müzeye ya da hazineye girerseniz 7'şer Euro, birlikte bilet alırsanız 11 Euro (Çocuklara ücretsiz) Oldukça büyük bir saray. Girişte audio guide ücretsiz. İçeriye çanta vs almıyorlar. Hatta çocuk arabasını bile onların sağladığı çocuk arabası ile değiştirmeniz gerekiyor. Ücretsiz vestiyer var. 
Sonlara doğru yine sıkılmaya başlıyoruz. Eda'nın da uyanması ile turumuzu iyice hızlandırıyoruz. Rezidenz bitince aynı girişten hazine bölümüne giriyoruz. Burası küçücük. 15 dakika sürüyor. 9.30'da girdiğimiz Rezidenz'den 11'e beş kala çıkıyoruz.

O sırada aklımıza Neues Rathaus'da saat 11'de yapılacak saat gösterisi aklımıza geliyor. Koştura koştura Marienplazt'a varıyoruz. Neyseki çan çaldıktan bir süre sonra başlıyor ve 15 dakika kadar sürüyor. Biz de yakalamış oluyoruz.
Saatte gösteri
Bunu da izledikten sonra amacımız bir outdoor mağazasını ziyaret etmek. Bunun için Isartor'a doğru ilerlerken Buraya giderken Burger King çıkıyor karşımıza. Çocuklar acıkmıştır bahanesi ile oturup hepimiz yemek yiyoruz.

Outdoor mağazasında Kano deneme alanı

Outdoor mağazasını gezdikten sonra gerisin geri Marienplatz'a doğru yürüyorüz. Viktualien Markt'ın oradan 52 numaralı Tier Park otobüse biniyoruz. Bu otobüsün son durağı bizi hayvanat bahçesine götürecek.

Münih Hayvanat Bahçesi (Tier Park) sabah 9 ile akşam 18 saatleri arasında her gün açık. Giriş 12 Euro (Çocuklar 5 Euro). Oldukça büyük bu parkta gün içinde çeşitli gösteriler düzenleniyor. 2 kapısı var. Isar kapısı ve Flamingo kapısı. Bizim bindiğimiz otobüs bizi Flamingo kapısına götürüyor. 

Eda çok mutlu oluyor içeriye girince. Ama hayvanat bahçesi konseptini anlamadı. Her hayvanın yanından ayrılırken feryat figan, yenisinin yanına gidince yeniden neşe… 


İçeride hayvanların dışında aşağıdaki gibi oyunlar oynayabileceğimiz yerler de var. Biz en sonunda bir bira bahçesine oturuyoruz, çocukları da yanındaki oyun bahçesine salıyoruz. 





Parkın kapanma saatinde bu sefer ön kapıdan çıkıyoruz. Ön kapı Isar nehrinin yakınında. 


Köprüyü geçtikten sonra Thalkirchen metro durağı var, ona binip şehir merkezine doğru giderken, karar değiştiriyoruz. Münchner Freiheit durağına kadar gidiyoruz. Niyetimiz daha önce diğer tarafından girdiğimiz Englisher Garten'a gitmek. Duraktan İngiliz Bahçesine kadar yürürken Mc Donalds görüyoruz. Çocuklar orada yiyorlar. 

Parkın içinde bir göl var, gölün kenarında ise bira bahçeleri. Oraya oturup karnımızı doyuruyoruz. Münih'lilerin ne kadar şanslı olduğu zaten değişmeyen konularımızdan. 

Englisher Garten, iş çıkışı
Bir süre sonra yeniden kalkıp yine Marienplatza gidiyoruz. Fraunkirche'nin arka tarafında bir İrlanda Pub'ı var. Orada oturuyoruz. Çocuklar yine sızıyor. Ancak o saate kadar Eda kucağımda uyuma mücadelesi verdiğinden sonrasında hiç fotoğraf yok. 

Irish pub keyifli, cider çok güzel. Ya da Eda uyuduğundan bana öyle geliyor, bilemeyeceğim. Saat 10.30'da dışarıyı kapatıyoruz diyorlar. O vakit bize de otel yolu gözüküyor. 

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Münih 5. Gün : 21 Mayıs 2012

Bugün son günümüz Münih'te. Uçağımız akşam 7'de. Ama çok bir şey yapamayacağız. Önce BMW Welt'e gideceğiz. Ben, Eda ve bir arkadaşım dışındakilerin saat 11.30'da BMW fabrikası turu var. Eda'yı, daha doğrusu 7 yaş altını almadıklarından biz giremiyoruz. Onlar oradayken biz şehir merkezinde oyalacağız. Sonra da otel ve havaalanı...

Otelden çıkışımızı yapıyoruz, valizlerimizi emanete bırakıyoruz ve BMW'e gitmek üzere metroya biniyoruz. BMW'ye en yakın U3 hattı geçiyor ve Olympiazentrum durağında inerek BMW'e ulaşılabiliyor.




BMW kompleksi; BMW Dünyası (Welt) , BMW Müzesi (Museum) ve BMW Fabrikasından (Plant) oluşuyor. BMW Welt'e giriş ücretsiz. İçeriyi dev bir araba galerisi gibi düşünebilirsiniz. Ortalıkta elektrikli araba ile tur atabilir ya da sık sık yapılan motor gösterilerini izleyebilirsiniz. Müzeye biz girmedik. Fabrika ise ücretli ve rezervasyonlu. Rezervasyonu ise ancak telefon ile yapabiliyorsunuz. Tur 2,5-3 saat sürüyor. Tura sadece hafta içi günlerde katılabiliyorsunuz. Kendim katılmadığım için tur ücretini bilmiyorum. 
Motosiklet gösterisini bekleyen bebelerimiz

Bir o merdivenden çıkıyor, bir diğerinden iniyor. 
Grubumuzun çoğunluğu Fabrika turuna giderken biz de oradan ayrılıyoruz ve yeniden Marienplatz'a dönüyoruz. Biraz çevrede dolaşıp mağazalara baktıktan sonra bir restaurantta (Schnitzel München) oturuyoruz. Fiyatını hatırladığım tek restaurant bu, zira diğerlerinin hepsini kocam ödemiş. İş başa düşünce hesabı da hatırlıyor oluyorum. 2 tane Curry soslu tavuk, 1 bira, 1 kola ve 2 tane aperol spritz için 45 Euro veriyoruz.

Yemeğin sonunda grubun geri kalanı arıyor, çıkmışlar. Meydanda buluşalım diyoruz. Onlar hızlıca yemek yiyorlar (yine McDonalds) sonra otel.

Eşyalarımızı aldıktan sonra S1 hattı ile havaalanına gidiyoruz. Pegasus Terminal 2'ye gittiğinden ilgili okları takip ediyoruz.

Artık uçağın kalkma vakti... Bir seyahat daha bitti.

11 Kasım 2013 Pazartesi

Barselona: Gitmeden Önce

Teleferikten Barselona
Son dönemdeki seyahatlerin hiç birini bitirememişim. Ancak henüz onları bitirmeden, anılar tazeyken Barselona’yı yazmaya başlayalım dedim.

Önce gitmeden önceki hazırlıklar…

Barselona seyahatinin özelliği kızımızla gideceğimiz ilk seyahat olması. Hamileyken Edinburgh ve Roma’ya gitmiştik. Kız büyüdü 6 aylık oldu, biz kurtlandık. Orası mı burası mı derken hep görmek istediğimiz ama ucuza bilet bulamadığımız Barselona’ya karar verdik.

Uzun kurban bayramının sonuna doğru gitmek üzere bilet aldık. Gidiş 17 Ekim – Perşembe, Dönüş bayramdan sonraki Salı olacak şekilde bilet alınca Pegasus ile Ankara aktarması dâhil 2 kişi ve bir de bebek 1300 TL’e mal oldu.

Otel konusuna bilet almadan hiç bakmamıştık. Meğer ne pahalıymış oteller :) Bu sefer yanımızda 7,5 aylık bir bebek de olacağı için kriterler çok fazla. Booking.com’dan 4 yıldızlı, 8,5 üzerinde puanı olan, odası en az 20 metrekare (bebek yatağı da gireceği için), şehir merkezinde ve bütçemize uygun bir otel aradık. Bu kriterler göre otel bulamayınca bütçeyi arttırdık ve nihayet Hotel Barcelona Catedral’i bulduk. 5 gece için toplam 1000 Dolar verdik. Otelden çok memnun kaldık. Özellikle yeri çok rahattı. Bebekle çok rahat ettik.

Barcelona’da geçireceğimiz 6 gün 5 gece için şehri araştırırken bir günümüzü Figueres-Girona turuna ayırabileceğimizi fark ettik. Tren biletleri sadece seyahat günü alınıyor. O yüzden önden bilet almadık, ama Figueres’deki Dali Müzesinde çok sıra olduğunu okuduğumuz için bileti online sitesinden aldık. (Bu güne ait seyahat notlarını okumak için buraya tıklayabilirsiniz) Bunun dışında da başkaca bir bilet alma işimiz olmadı. Ancak Picasso müzesi ve Sagrada Familia için de online bilet almanızı tavsiye ederim.

Son olarak vize… Ben tüm evrakları toparlayayım sonra VFS Visa Services’dan randevu alırım dedim ama bana en yakın randevu tarihi olarak 2 hafta sonrasını verdiler. Hatta web sitesine göre hiç randevu saati olmadığını söylüyordu ama çağrı merkezini arayarak randevu alabildim. Pasaportlarımız ise 10 günde elimize ulaştı. 15 gün kalışlı 1 aylık multiple vize vermişler. Vize başvurusunda işimizi yarım saatte hallettik.

Biz 5 gece 6 gün kaldık. Bir günümüzü yukarıda yazdığım üzere Figueres-Girona’ya ayırdık. Ucağımız öğlen indi, öğlen kalktı. O yüzden son günü saymayabiliriz. Bize bu kadar süre yetti. Bebek olduğu için sabahları erkenden otelden çıktık, akşamları ise 9 gibi en geç odadaydık. Bazı günler öğleden sonra otelde 1-2 saat geçirdik, kızın bazı ihtiyaçları için. Bunun dışında hep dışardaydık.

Ulaşım için 10’lu metro kartlarından kullandık. Bu şekilde aldığımızda 10 biniş 10 Euro’ya geldi. Havaalanından ulaşım için de Aerobus kullandık. Pegasus terminal 2’e iniyor. O nedenle A2 hattını kullandık. Yaklaşık 35 dakikada Katalunya Meydanında olduk. Otobüs her 10 dakikada bir kalktığı için hiç beklemedik sayılır. Gidiş dönüş bileti kişibaşı 10,20 Euro’ya aldık. Dönüş biletlerinde bir tarih saat yazmadığı için 9 gün içinde olmak kaydıyla istediğiniz zaman kullanabilirsiniz.

Tüm ön hazırlıklar bu kadar… Artık gezmeye başlayabiliriz.

10 Kasım 2013 Pazar

Barselona 1. Gün: 17 Ekim 2013

Nihayet aylardır beklediğimiz seyahat tarihi geldi. Ekim ortası olmasına rağmen hava 22 derece gösteriyor, ideal gezme sıcaklığı.

Uçağımız Ankara'dan sabah 8'de kalkıyor. 10.15'de ise İstanbul'dan Barcelona ucağı var. Uçuş yaklaşık 3,5 saat sürüyor. 13'de uçağımız inmiş oluyor. Kızla uçak yolculuğu nasıl geçecek diye çok endişeliydim ama sabah saatleri olduğundan herhalde gayet uyumlu... Uçaktakileri kendimize küfretmeden varmayı beceriyoruz :) 

Hiç bir yerde görmediğim kadar hızlı şekilde pasaport kontrolünden geçiyoruz. Takır takır geçiriyorlar bizi. Pasaportta beklemezsen bagajda beklersin kuralı geçerli oluyor ve bu sefer de bagaj alımı için bekliyoruz. Eda'nın arabası da bagajla birlikte çıkıyor ve böylece artık havaalanından ayrılabiliriz. Bu arada havaalanı da mahalle havaalanı gibi :) Terminal 2'de olduğumuzdan herhalde bomboş ve küçücük. 

Dışarı çıkınca sağa doğru ilerliyoruz yol tabelalarını izleyip. Giden yolcuya kadar yürütüyor bizi tabelalar, ve nihayet Aerobus'a ulaşıyoruz. Bileti otobüsün kapısında alıyoruz. Otobüs zaten boş, kuruluyoruz istediğimiz bir yere. 

Katalunya Meydanında Aerobus'tan indikten hemen sonra 

35 dakikanın sonunda, uçaktan indikten ise yaklaşık 1 saat sonra Katalunya meydanının kalabalıklığı içindeyiz. Google Maps sağolsun otel için nereden gideceğimizi şak diye buluyoruz. Otele giderken Av. Portal de l'Angel'dan geçiyoruz ve bu bulvardaki kıpır kıpırlık kalabalık tüm yorgunluğumuzu alıyor. 

Otelimizin karşısındaki Katedral
Otelimiz (Hotel Barcelona Catedral) Plaça Catalunya'ya 500 metre mesafede. Otele gidip check-in yaptıktan sonra odamıza kavuşuyoruz.

Otelin önünde, Barselona'yı keşfe çıkıyoruz

Saat tam 3'de kendimizi sokağa atıyoruz. Otelin hemen önünde Barcelona Catedrali ve büyük bir meydan var. Meydanın çevresi çevrilmiş ve bir dolu stand/çadır kuruluyor. Ne olduğunu anlamadan otelin hemen paralel caddesinde olan meşhur La Rambla caddesine gidiyoruz. Niyetimiz Catalunya Meydanından deniz kenarına kadar uzanan bu caddede yürümek, görülmesi planlanan La Bogueria pazarı ve Colomb Heykelini görmek.

La Boqueria
Pazar çok hareketli. Pusetle ilerlemek bile zor, ama son derece keyifli. Dilimlenmiş meyveler ve lezzetli katalan çikolataları elimizden kurtulamıyor. Çoğu blogta okuduğum ayak üstü tapas yemeği ise ya biz beceremiyoruz, ya da cidden o kadar abartıldığı gibi değil. Ayrıca şarküteri ürünleri, zeytinler, mantarlar vs satılıyor pazarda. Balık pazarı da var, ancak biz gittiğimiz saatte çoğu kapanmıştı, kalanlar da toparlanıyor.
Pazardaki kurutulmuş mantarlar


Pazardaki doğranmış meyveleri yanılmıyorsam 3 Euro'ya alıyoruz, hemen girişte olan çikolataları ise kendimiz seçiyoruz ve tarttırıyoruz. 10 parça civarı çikolata aldık ve 10 Euro para verdik.

Çikolataları büyük bir iştahla seçerken

Pazardan çıkınca yine aşağıya, deniz kenarına doğru yürümeye devam ediyoruz. Sağlı sollu hediyelik eşyacıların olduğu bu cadde (La Rambla) bizi Kolomb Heykeline çıkarıyor. Cadde zaten çok uzun bir cadde değil.

Heykele çıkmadan uzaktan fotoğrafını çekerek limana doğru ilerliyoruz.
Kolomb Heykeli
Denizi görmek bizi iyi hissettiriyor. Rambla del Mar köprüsünün üzerinden geçerek Maremagnum isimli alışveriş merkezine doğru ilerliyoruz. 



köprünün sol tarafında tekneler kalkıyor. Saati gelince biz de tur yaparız diye düşünüyoruz, ama sonradan vaz geçiyoruz. 

Barselona hakında araştırma yaparken sık sık adını okuduğum Tapa Tapa isimli zincir tapasçıyı görüyoruz. Tam denizin kenarında. Otelden çıkalı 1,5 saat olmuş bu arada, mola verilebilir. 


Bu tapasçı da ilk Sangria'larımızı içerken Patatas Bravas'larımızı yiyoruz. Kalamarı şa-ha-ne!




Yemekten sonra yeniden yola koyuluyoruz. Deniz kenarından ilerliyoruz.


Çikolata müzesine gidiyoruz. Pazarda yediğimiz Katalan çikolataları bu kararımızda çok etkili oluyor, ama ne yazık ki bu yanlış bir karar! Bu müze gördüğüm en uyduruk müzelerden. İçeride çikolatadan yapılmış figürler var, figürler güzel ama onları görmek için de girmeye değmez.


Çikolatadan yapılmış figürler
Neyse ki biletler çikolata şeklinde. En azından 5 Euro karşılığında bir çikolata almış oluyoruz.

Çikolata müzesi bileti
Saat 7'e geliyor artık ama Eda çok yorulduğundan dolaşa dolaşa otele dönüyoruz.