Museum Pass etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Museum Pass etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2012 Cuma

Paris 3. Gün: 7 Haziran 2010 (2. Kısım)

Günün önceki kısmında en son La Fayette'i gezmiştik. Oradan çıkıp Sacre Couer Bazilikasına gitmeye karar verdik. Otobüsle gideceğiz bu sefer, biraz yol sorup yolumuzu bulduk. Bazilikanın oraya çıkmak için bir teleferik de var ama biz yürümeyi tercih ettik. Biraz yorucu oldu ama. Yürümeyi sevmiyorsanız teleferik daha iyi bir fikir olabilir. Yürümenin avantajı ise küçük Paris sokaklarında dolanmanın keyfi.

Biz otobüse yanlış bilmiyorsam Chaussee d'Antin durağından bindik. Haritalara göre bu duraktan binince iki aktarma yapmak gerekiyor, ama biz tek otobüs + 30 dakikalık yürüyüş ile vardık diye hatırlıyorum.

En sonda Rue Chappe'deki merdivenler ile mutlu sona ulaştık.

Bazilikaya çok vakit ayırmadık açıkcası. Manzara, sokak gösterileri ve hediyelikler ile bazilikanın üzerinde bulunduğu Montmartre tepesi daha çok ilgimizi çekiyor. Zira Bazilika'nın içinde pek bir numara yok. Sürekli kilise falan gezdikten sonra çok çekici gelmedi. Yukarıya çıkmak keyifli olabilirdi, ona da gücümüz yoktu. Hem akşam Eyfel'den tüm Paris'e bakacaktık. Yanlış hatırlamıyorsam Eniştem bir niyetlendi çıkmaya ama o da yol yakınken geri döndü.

Teleferiğin hemen yanında bir hediyelik eşyacı vardı. Ordan Ben&Jerry'nin nefis dondurmasını alıp hediyelik eşya aldık. Buradan güzel hediyelikler aldığımızı hatırlıyorum.

Sonra benzer bir yol izleyerek yeniden şehre döndük. Eyfel için biletlerimiz var önceden aldığımız. (Bkz: Paris'e gitmeden önce) Akşam 20.30'da yukarı çıkacağız. Önceden şarap ve muhtelif gıda temin ettik, ama içeriye bunları almayacaklarını düşünemedik. Üzülerek cam şişede olan her şeyi güvenliğe teslim ettik. İçeriye cam, kesici alet vs almıyorlar. Nedense bizim tirbişonumuzu görmemezlikten geldiler.
Sıra beklemedik. Zira biletlerimiz vardı. Sıraya girmiş bir dolu adamın yanından kırıta kırıta geçmek hoş oluyor doğrusu. Yukarıya inmemiz çıkmamız toplam 1 saat sürdü. İçerisi kalabalık, asansörlere binmek için sıra bekleniyor. Eyfel 2 kattan oluşuyor. İlk kata sıra beklemeden önceden alınmış biletlerimiz sayesinde rahat çıktık. Ancak ondan sonra yeniden sıraya girip bir üst kata çıkan asansöre binmek gerekiyor. Ama buna sıra denir mi bilmiyorum. Katta 360 derece dolaşırken aslında bir sıradasınız. Tek sorun gezme hızınızı siz değil sıranın ilerleme hızı belirliyor.

Yeniden asansöre binip en tepeye çıktık. Benzer şekilde orada da bir 360 derece dolandık. Sonra da gerisin geriye indik :)

Şart mıdır? Değildir. Ama Paris'e gidince de olmazsa olmazlardandır bence. Bi görmek lazım.

İnince en keyifli gecemiz başlıyor. Aşağıda bir dolu göçmen var. Kimi gizlice şarap satıyor, kimi de anahtarlık. Biz kaptırdığımız şarabın yerine bir şarap bulalım diyoruz. 36 Euro diyor satıcı. 6 Euro'ya alıyoruz sonra. Hemen yakınlarda bir market yok, olsa 3 euro'ya da alırız biz o şarabı :) Cantamızda önceden tedarik ettiğimiz plastik bardaklarımız da olduğundan çimlere yayılıp keyif yapma zamanı. Paris'i bitirdik gözüyle bakıyoruz artık, çünkü ertesi gün Disneyland'a gideceğiz, son gün de öğlen 2'de uçağımız var zaten.

Biz hafif çakırkeyf olmuşken bir turist her tarafı kahkahaya boğuyor. Keyifli bir gece geçiriyoruz.

19 Ocak 2012 Perşembe

Paris 3. Gün: 7 Haziran 2010

3. gün , günlerden Pazartesi ...


Bugün güne Louvre ile başlayacağız. Oradan çıkınca Concorde meydanı üzerinden Şanzalize’ye gidip yemek yiyeceğiz. Sonra La Fayette’e gideceğiz, oradan da ver elini Sacre Couer. Akşam ise Eiffel turumuz var.


Sabah yine erkenden yola çıkıyoruz. Louvre Müzesi sabah 9 ile çarşamba ve Cuma günleri dışında akşam 6'a kadar, Çarşambe ve Cuma günleri ise gece 10'a kadar açık. Müzenin biletlerini müzeden temin edemiyorsunuz. Ya Paris Museum Pass kullanacaksınız, ya online bilet alacaksınız ya da muhtelif yerlerde satılan biletlerden alabilirsiniz. Bizim zamanımızda sanırım orada satılıyordu. Museum Pass ile girişler de sadece Passage Richeliu kapısından oluyordu.


Sabah 9'da biz o kapıdaydık. X-Ray'den geçerek müzeye giriş yaptık.



Louvre sizce ne kadar zamanda gezilir? Bizim ne kadar zamanda gezdiğimizi Az önce fotoların saatinden bakarak kontrol ettim. Taaam 2 saat :) Aslında Louvre 2 günde gezsek zor bitecek bir yer. Ama bizim sanatla pek işimiz olmuyor anlaşılan. 2 saat de fazla iddialı, sanatla ilginiz olmasa bile en az yarım gün ayırmakta fayda var.

İçeride audio guide aldık. Söz konusu kapıdan girince bir masadan bu guide'lara ulaşılabilir. Audio guide fiyatları ise 6 Euro. Sanırım karşılığında pasaport da vermiştik. Kat planına göre önceden bir planlama yapmakta fayda var. Audio guide da en önemli/en turistik eserlere ve ayırabileceğiniz sürelere göre size bir program çıkarıyor.

Müzede çoğu şey Fransızca!




Dediğim gibi içerden 2 saatte çıktığımız için içerisi hakkında çok bilgi veremeyeceğim :)

Oradan çıkınca amacımız her turist kitabında söylendiği üzere Louvre Müzesi önündeki Tuileries bahçelerinden geçerek Concorde meydanı'na varmak. Bahçede pek bir numara yok. Orada bulduğumuz bir cafe'ye oturduk, ama garson yine bize mikrop gibi davrandı. Ortada bir havuz kenarında bir dolu sezlong var. Parisliler güneşi görmüş yayılmışlar :)

Buradan kalkınca Champs Elysees'e doğru tam yol ilerledik. Biraz mağazalara bakındık, öğlen yemeği için bir yerler aradık vs... Nihayet daha önce methini duyduğumuz şekilde midye yiyebileceğimiz bir yer bulduk! Amma velakin midyenin İngilizcesi aklımıza gelmiyor ki... Muhtelif türlü deniz canlısını anlattık, midyeyi anlatamadık. En sonunda eniştem girdi mutfağa, gösterdi canlı canlı da midyeyi yiyebildik.

Ama yemez olaydık. Ablamla eniştemin bayıla bayıla yedikleri midyeden biz pek tad almadık. Sonra da tüm bu yaşananlara inat McDonald'sa gidip yemek yedik :)

Günün geri kalanı için Ankara'da yaptığımız programımıza göre Luxembourg bahçeleri ve St. Michel bulvarı var. Ama canımız park bahçe gezmek istemiyor. Latin Quarter dedikleri bölgeye ise aktarma durağımız olduğu için sık sık uğramışlığımız var zaten.

O nedenle hadi LaFayette'e gidelim diyoruz. Alışveriş yapmaktan ziyade aslında ama özellikle butik market bölümünü ve herkesin övdüğü şaşalı görünümü merak ettik. Görülmese de olur bence, özellikle yurtdışında alışverişe vakit harcamayi sevmiyorsanız. Ama yolunuz düşerse bence gidin. Müthiş bir butik market reyonu var. Ayrıca mağaza da çok çok güzel.



Buradan çıkınca ilk defa otobüse binmeyi deniyoruz. Metro iyi güzel de biraz da şehri yukardan görmek lazım. SacreCour'a gideceğiz ve sanırım oraya da en iyi otobüs ile gidiliyor.

Bugünü de 2'e bölüp yazacağım. Yazının geri kalanında SacreCour'da gecirdiğimiz süre, küçük dondurmacı, otele dönüş, Eyfele çıkış, ve oradaki en keyifli gecemiz olacak :)

16 Ocak 2012 Pazartesi

Paris 2. Gün: 06 Haziran 2010 (1. Kısım)

Bugün bizim için özel bir gün. 1. Evlilik yıl dönümümüz. Eniştem için de özel bir gün, Roland Garros Fransa Açık Tenis Turnuvasının finali var :) Final maçına biletimiz ise tabi ki yok :)

Güne Versailles Şatosu ile başlamak niyetindeyiz. Buraya bugün gitme nedenimiz Salı günleri buranın kapalı olması. Daha önce söylediğim gibi Paris’e 5 gün gidilecekse Çarşamba-Pazar arası daha iyi bir seçenek. Bazı müzeler Salı, diğerleri Pazartesi kapalı. Yol yaklaşık 45 dakika sürüyor ve saray 9’da açılıyor. Biz de erkenden yola çıkıyoruz.



Versailles şehir dışında o nedenle metroya binerken biletinizin tüm zone’larda geçerli olmasına dikkat etmeniz gerekiyor. Eğer bizim gibi önceden tüm zone’larda geçerli bir ulaşım kartı aldıysanız bunun için endişelenmenize gerek yok. Biz yine Doğu Gar’ından mor hatta biniyoruz, Saint Michel durağında aktarma yapıyoruz. Sarı hat Versailles’e kadar gidiyor. Metro’dan inince biraz yürüyerek saraya ulaşmak mümkün.

Normalde giriş ücreti 15 Euro civarında. Buna bahçe dahil değil, sadece sarayı gezebiliyorsunuz. Ancak Museum Pass geçiyor. Bu ciddi bir avantaj zira uzun bir sıra beklemek zorunda değilsiniz.




Saraya girince audio guide aldık mı açıkcası hatırlamıyorum. Ama dinlemek ve sarayı düzgün gezmek imkansız gibi. İçerisi çok kalabalık. Bir düzen yok. Bir dolu grup var, onlar karınca gibi rehberlerinin peşindeler. Biz sadece içerinin haşmetine bakıyoruz ama hiç bir yerde uzun uzun vakit geçirmiyoruz. Fotoğraf kötü de olsa kalabalıklığı göstermek için aşağıdaki fotoyu koyuyorum.



Saraydan çıkınca methini çok duyduğumuz bahçelere girmek niyetindeyiz. Yanlış hatırlamıyorsam buranın giriişi 8 Euro, ve museum pass geçmiyor. Paramıza kıyamıyoruz, hem vaktimiz de yok. Parmaklıkların arkasından şöyle bir bakıyoruz.

Bir daha Paris’e gitsem Versailles’a gitmem. Hele 5 günlüğüne gitmişsem, zaten gezemediğim bir dolu yer varsa. Ama zevk meselesi tabi :)

Oradan çıkınca kendimizi McDonalds’a gittik. Kasada sırada beklerken sırada dolaşıp el terminalleri sipariş almayı, böylece kasaya vardığınızda siparişinizin hazır olmasını sağlayan sistemi de orada görmüş olduk bu vesile ile.



Yine metro ile benzeri bir güzergah izleyerek bir sonraki durağımız olan Notre Dame’a gidiyoruz. Burası daha sakin. Hatırladığım kadarıyla bir giriş ücreti yok, sanırım bağış yapıyorsunuz girişte ve çıkışta. Şimdi internetten baktım da sanırım Museum Pass ile giriş yapmışız, ya da kulelerine çıkınca Museum Pass geçiyor. Tam anımsamıyorum. Biz kulelerine çıkmadık. Bu haşmetli katedrali gezdik. Beni cidden etkiledi burası. Çok güzel bir yer. İçerde sanırım yarım saat falan geçirdik. Ama bizim hızlı geziciler olduğumuzu unutmayın. Biz çoğu yeri “gördük mü gördük” şeklinde geziyoruz. Bir nevi ön izleme... Bir daha Paris’e ne zaman geliriz belli olmaz, gidebileceğimiz kadar çok yere gitmek istiyoruz.

Bir sonraki durağımız ise Saint Chappelle. Buraya girerken sıra bekledik. Bir kısmı tadilat nedeniyle kapalıydı. Belki de o yüzden hiç keyif almadım diyebilirim. Notre Dame’dan hemen sonra da olduğu için olabilir. Burası 750 metre uzaklıkta Notre Dame’a. Sırayı google maps street view kullanarak görüntüleyebilirsiniz :) İçerde 15 dakika falan kaldık.

Buradan çıkınca keyifli bir kahve-şarap molası verdik Hemen Sainte Chappelle'in karşısında bir kafe var. Dost yayınevinin Paris kitabında da burayı önerdiği için orada oturduk. Cafenin adı "brasserie des deux palais" Standart, sıradan bir yer... Ama sonuçta Parisien :)

Bu arada saatin henüz 14.30 civarında olduğuna dikkatinizi çekerim :)

Yazı uzadığı için günün geri kalanını bir başka postta anlatacağım.

15 Ocak 2012 Pazar

Paris 1. Gün: 5 Haziran 2010

Sabah Ankara’dan başlıyor yolculuğumuz. Pegasus’un tarifeli seferi ile önce İstanbul Sabiha Gökçen’e sonra da Paris Orly Havaalanı’na indik. İlk hedefimiz metro bileti almak ve sonrasında otelimize ulaşıp diğer seyahat arkadaşlarımız ile buluşmak.

Bilet almak zor olmadı, hemen havaalanın trene giden yolu üzerinde bulduk. Bizim programımızda hem Versailles hem de Disneyland olduğu için, hem de zaten Orly’den kullanmaya başlayacağımız için Zone 1-5 olanı 5 gün için satın aldık. 50 Euro verdik kişi başı. Böylece günlük 10 Euro’ya tüm ulaşım ihtiyacımızı çözmüş olduk. Yanında verdikleri metro haritası da kullanmaktan lime lime oldu :)



Treni beklerken metro haritasıyla yolumuzu anlamaya çalıştık. İlk başta serseme dönsek de aslında metroyu kullanmak çok kolay. Bu arada ben gitmeden önce program yaparken bir yere ne kadar zamanda gideriz, ya da nasıl giderizi hep burayı kullanarak yaptım. Gerçekten çok işimize yaradı, en azından metro sürecimizi çok hızlandırdı.

Oteli bulmamız aslında zor oldu, çünkü aktarma yapmamak için başka bir durakta indik. Ama indiğimiz yer gözümüzü korkuttu. Bir dolu zenci, garip tipler, garip kokular... Bir kaç kişiye yol sorduk ancak ya yüzümüze bakmadılar, ya İngilizce bilmediklerini söylediler. Bu şekilde kime sorsak diye ilerlerken dükkanının önünde duran bir adama İngilizce biliyor musunuz diye sorduk. O da dükkanın içine doğru Türkçe bağırdı: “İngilizce bilen var mı la” :) Aman hemşerim dedik, Türkçe de olur... Onların detaylı tarifi ile otelimizi bulduk.

Ablamlar, business ile uçup bize hava atmalarına rağmen otele bizden geç ulaştılar. Hemen valizleri atıp yola çıktık... Metro ile Saint Michel Durağı'na gittik. Burası bizim metro hattı geçtiği için sık sık kullanacağımız bir durak. Paris ile ilk izlenimimiz Paris'in pis bir şehir olduğu. Metrosu eski ve pis, insanlar kokuyor falan... Bunlarla ilgili olarak Metro'da söyleniyoruz, "aman nerden geldik, off şu pisliğe bak" falan... Yanımızda da upuzun boylu bir zenci var. Adam hafifçe sırıtıyor, tam inerken de bize "Hoşgeldiniz" diyor :) Biz şok tabi. Adam beyaz olsa bu kadar şaşırmayacağız :)


İlk hedefimiz Orsay Müzesi. Ancak müze kartımız yok, saat ilerlemiş durumda ve müze kapanmak üzere. Kapıda ise bize yardımcı olmaktan çok uzak İngilizce bilmeyen bir adam var. İçeri ne yazık ki giremedik. Müze kart aramaya başladık. Hazırlık çalışmaları kısmında bunu anlatmıştım. Müze kartı ararken Louvre’un bahçesinden geçtik ve yukardaki görüntü bize çok cazip geldi. Ancak yine müze kart için koşturduğumuzdan ayak banyosu molası veremedik.


Müze kartları, Louvre'un yakınlarındaki Pyramides turizm bilgi ofisinden temin ettik, bir marketten biraz içecek biraz abur cubur aldık, ve kendimizi çimlere attık. Buraların raconu bu galiba dedik, biz de uyum sağladık. Her taraf cıvıl cıvıl, her tarafta bir piknik :)


Biraz çevrede dolandıktan sonra hemen bir tekne turu bulmaya çalıştık. Tekne turu olarak şöyle bir tur aldık. Sanırım 15 Euro civarında bir fiyata. Seine Nehri üzerinde gezmek, şehri tanımak ve keyif yapmak çok hoşumuza gideriz. İlk gün için bence güzel bir aktivite...

Yaklaşık 1 saat sürüyor. Yanlış hatırlamıyorsam aldığı yerde de bırakıyor.
Oradan Arc de Triomple’ a gittik. Artık saat oldukça ilerledi neredeyse güneş batacak. Bu saat zafer tak’ını ziyaret etmek için güzel bir saat. Gece 11’e kadar açık bu arada burası. O yüzden ziyaret saati kısıtlı olan müzeleri önceye alıp buraya geç gelmek güzel bir alternatif. Üstelik buradan çıktığımızda da Champs Elysées turu yapabilriz :)


Buranın girişi 8 Euro, ancak Museum Pass geçiyor. Tepeye çıkmak için 280 civarında basamak çıkmak gerekiyor. Bizim canımız çıktı... Çıktığımızda ise göreceğimiz şey bu:


Arkasından hızlı bir champs Elysees turu yapıp otelimize döndük.

Paris'e gitmeden önce


Yine ucuz bilet nedeniyle Paris’e gitmeye karar veriyoruz. Ancak bu sefer yalnız değiliz, sevgili ablam ve eniştem (Bundan sonra onlara Sinem ve Volkan diyeceğiz) de bizimle olacak. Ancak onlar biriken milleri ile seyahat edeceklerinden onlarla Paris’te otelde buluşacağız. Biz Pegasus ile Orly’e uçtuk, onlar THY Business Class ile Charles De Gaulle’a uçtular. Aramızda sınıf farkı var :)

Biz uçak biletini 2 kişi Ankara aktarması gidiş dönüş yaklaşık 1000 liraya aldık. Haziran başındaki seyahatimiz için Şubat ayında bileti aldık. Gidişimiz Cumartesi, dönüşümüz Çarşamba günü. Bu ve diğer Avrupa seyahatleri için önerim eğer 5-6 günlük bir seyahat planlanacaksa dönüşün Pazar gününe gelmesi. Bunun iki nedeni var:

1. Bazı müzeler Pazartesi, diğerleri ise Salı günü tatil.
2. Pazar günleri Avrupa şehirleri ölü! O nedenle bu ölü günü yol ile geçirmek bana anlamlı geliyor.

Otel olarak Hotel Magenta Paris’i seçtik. Küçük temiz ve hoş bir otel. Yeri de fena değil. Ancak bugün yeniden Paris’e gitsem metro hatlarının kesişiminde olan bir otel seçmek isterim. Biz biraz çok aktarma yapmak zorunda kaldık. Ha aktarma yapmak dert midir? Değildir:)
Otel Gare de l’Est’e yakın. Doğu Garı’na yani. Buraya yürüyerek 5-7 dakika.Daha yakındaki durak ise Jacques Bonsergent. Otele 4 gece için 2 kişilik odaya 271 Euro vermişiz.

Vize konusunu ise pek konuşmak istemiyorum. Çok fazla ülke gezmedim ama Fransa vize başvurusunda gördüğüm muameleyi hiç bir yerde görmedim. Randevu vs alıyorsun ama saatlerce bekliyorsun. Gerçi şimdi bu yazıyı hazırlarken baktım, özel bir şirkete vermişler bu işi. Sanırım artık düzelmiştir. Randevu süreçleri vs ile ilgili detaylı bilgiyi buradan bulabilirsiniz: http://www.vfsglobal.com/france/turkey/

Paris çok büyük bir şehir, o nedenle şehri bölgelere ayırıp hangi gün neresi gezilecek diye belirlemekte fayda var.

Yine ön hazırlık olarak yapılması gerekenlerin başında Eiffel Biletini internetten satın almak var. Önerim güneşin batma saatine yakın bir saate rezervasyon yapmak. Böylece gündüz çıkıp akşam inip Paris’in iki yüzünü görebilirsiniz, üstelik sıra beklemeden:) Bileti alınca çıktı alıp yanınızda götürmeniz yeterli. Yani size bir şeylerin postalanmasını beklemiyorsunuz. Bilet almak için: http://www.eiffel-tower.com/

Bir diğer ön hazırlık Museum Pass almak olabilir. Biz internetten almadık, ama ilk gün 1 saatimizi bunu almaya harcadık, ben öyle her müze girişinde vs bulunan bir şey sanmıştım, oysa öyle değilmiş. Ancak bu satış noktaları şu anda artmış olabilir. Hem sıra beklemeleri minimize etmek, hem de maliyetleri azaltmak için museum pass’in şart olduğunu düşünüyorum. Satın almak ya da nerelerden alınabilinebileceğini incelemek için bu adresi kullanabilirsiniz. İlk kullandığınız an başladığı için dilediğiniz an satın alabilirsiniz. Biz bir Paris Turizm Ofisinden satın aldık.

Bu arada biz Haziran 2010’da gittik, ancak bu yazıyı Ocak 2012’de yazıyorum. Dolayısı ile bilgiler 1,5 yıllık.